- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Bağımlılığın Üç Çıktısı Arasındaki Karşılıklı İlişkiler

Bağımlılığın Üç Çıktısı Arasındaki Karşılıklı İlişkiler sitemize 19 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 0 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

Psikolojik sağlık, ilişkilerin niteliği ve başarma çabaları arasında iki yönlü ilişkiler söz konusudur (Johnson & Johnson, 1989a). Her biri diğerlerini etkilemektedir. Her bir çıktı bir diğerine neden olduğu için bir arada bulunma olasılıkları yüksektir. Bu çıktıları, her birinin diğerlerine açılan birer kapı olduğu bir paket gibi düşünebiliriz. Bu çıktılar hep birlikte, pozitif karşılıklı bağımlılığı ve destekleyici etkileşimi de sağlarlar.

Başarmak Yönündeki Ortak Çabalar Pozitif İlişkilerin Oluşturulmasına Yardımcı Olur

            Karşılıklı hedefleri başarmak yönündeki ortak çabalar, özenli ve bağlılığın olduğu ilişkilerin ortaya çıkmasını sağlar. Bireyler bir işin tamamlanması için birlikte çalışarak yoldaşlık ve arkadaşlık geliştirirler. Özenli ilişkiler duyurular ve muhtıralar yoluyla değil karşılıklı başarı duygularıyla, ortak çalışmadan duyulan iftiharla ve ortak çabalardan kaynaklanan birlikteliklerle gerçekleşir. Özellikle, diğer bireylerin, bir kimsenin hedeflerine ulaşmasını kolaylaştıran davranışları sevilir ve kabul edilir. Bu duygular daha sonra faaliyetlere katılan kimselere genellenir. Bunun yanında etkileşim sıklaştıkça ve daha çok yardım ve destek alındıkça, bireyler başkalarının bakış açılarını daha doğru biçimde anlayabilmekte ve de diğer bireylerin, farklı ve çok boyutlu bakış açıları işbirliği içindeki kişiler arasında  sevginin oluşmasına yol açmaktadır.

Pozitif İlişkiler Başarmak Yönündeki Ortak Çabaların Oluşturulmasına Yardımcı Olur

Uzun süreli, ısrarlı ve sadık başarma çabaları, özenli ve sadık kişisel  ilişkilerle gerçekleşmektedir (somut ödüllerle ya da entelektüel gerekçelerle değil). Uzun süreli, ısrarlı ve sağdık başarma çabaları akıldan değil gönülden gelmektedir. Bireyler önemsedikleri kişilerle çalışma fırsatları ararlar. Özenli ve sadık arkadaşlıklar, karşılıklı başarma duygusundan, ortak çalışmadan duyulan iftihardan ve ortak çabalardan kaynaklanan birlikteliklerden ortaya çıkmaktadır. Bireyler birbirlerini daha çok önemsedikçe, karşılıklı öğrenme hedeflerine ulaşmaya daha çok çalışacaklardır. Uzun süreli, ısrarlı ve sağdık başarma çabaları akıldan değil gönülden gelmektedir (Johnson & Johnson, 1989b). Bireyler önemsedikleri kişilerle çalışma fırsatları ararlar. Özen arttıkça, kişinin payına düşeni yapmaktaki sorumluluk duyguları arttığı gibi, zor görevler üstlenme yönündeki niyetliliği, hedeflere ulaşma yönündeki ısrar ve motivasyonu, grup çıkarı uğruna acı ve engellenmeye katlanmaya rızası da artacaktır. Üyeler arasındaki ilişkiler güçlendikçe, üyeler orak bir çaba içerisinde daha da birleştiklerini hissedecekler ve üyelerin birlikte ortaya koydukları enerji daha da artacaktır. Üyelerin birbirlerinden hoşlandıkları, bağlılığın yüksek olduğu gruplar birörnek başarı düzeyleri (Seashore, 1954) ve grup arkadaşları tarafından yüksek düzeyde etkiye açıklıkla karakterizedir (Schachter, Ellerston, McBride & Gregory, 1951). Grup üyeleri arasındaki özen ve sadakat duygusunu tanımlamak için en sık kullanan terim bağlılıktır (cohesiveness). Grupta bağlılık, belirgin, acil ve farkedilebilir sorunların formüle edilmesi ve üzerinde çalışılması ile gerçekleştirilir. Bağlılık arttıkça, devamsızlık ve gruba giriş çıkışlar azalacak, grup hedeflerine üye bağlılığı, gruba karşı kişisel sorumluluk duygusu, zor görevleri üstlenme arzusu, bir hedefe ulaşma yönündeki motivasyon ve ısrar, moral ve doyum, grup çıkarı uğruna acı ve engellenmeye katlanmaya rıza, dış eleştirilere karşı grubu savunma arzusu, iş arkadaşlarını dinleme ve onlardan etkilenmeye açıklık, üyelerin birbirlerinin profesyonel gelişimlerine ve başarılarına bağlılığı ve üretkenlik artacaktır (Johnson & Johnson, 1987; Watson & Johnson, 1972). Bir grup, takım, iş, sınıf ya da okul içindeki bağlılık üyelerin birbirlerini insanlar ve iş arkadaşları olarak ne kadar sevdikleri ile belirlenmektedir.

            İşbirliği çabaları içindeki içten özen gösterme davranışları insanları bir araya getirir ve ilerletir. Örneğin üst düzey yöneticilere şirketlerinin başarılarının nedenleri sorulduğunda; yöneticiler; üyelerinin her birinin bir diğerine hem kişisel hem de profesyonel düzeyde özen gösterdiği takımlar oluşturabildikleri için başarılı olduklarını dile getirmektedirler (Kouzes & Posner, 1987).  Başarılı üst düzey yöneticiler, üyelerin diğer üyelere ve ulaşmaya çalıştıkları karşılıklı hedeflere derin özen gösterdikleri ‘aileler’ oluştururlar.

Başarı Yönündeki Ortak Çabalar Psikolojik Sağlığın Gelişmesine Yardımcı Olur

Birlikte işbirliği içinde çalışmak ve karşılıklı başarıya ulaşmak, (sosyal yeterlilikleri, başarı ve üretkenliği, kişiye has ve başarı motivasyonunu, başarısızlık ve kaygıyla yapıcı bir biçimde başetmeyi, yapıcı çatışma çözümünü ve sosyal becerileri geliştirmek yoluyla) katılımcıların psikolojik sağlığını geliştirir.

Karşılıklı hedeflere ulaşmak yönündeki ortak çabalar, psikolojik sağlığın ve sosyal yetkinliğin artmasına yardımcı olur. Grup daha başarılı oldukça, üyelerinin öz-saygıları, yetkinlik beklentileri, kişisel kontrolleri ve yeterlilikleri konusundaki güvenleri daha da artacaktır. Diğerlerinin başarısına katkıda bulunmak, bundan da öte, hüzne çare olabilir.

Psikolojik Sağlık Başarı Yönündeki Ortak Çabaların Gelişmesine Yardımcı Olur

Psikolojik sağlık işbirliği çabalarının üretkenliğini artırır, psikolojik rahatsızlık ise  azaltır. Bireyler psikolojik açıdan daha sağlıklı olduğunda, diğerleriyle birlikte çalışmaları ve karşılıklı hedeflere ulaşmaları daha kolay olacaktır. İnsanlar işbirliği ilişkileri aralar çünkü, ulaşmak istedikleri ve ulaşmaları için kendileri kadar başka insanlarında katılımını gerektiren hedeflere sahiptirler. Ortak çabalar koordinasyon, etkili iletişim, liderlik ve çatışma yönetimi gerektirir. Bir bireyin psikopatolojisinin düzeyi ne kadar yüksek olursa, diğerleriyle birlikte karşılıklı hedefler ulaşmadaki çabaları koordine etmekte o denli yetersiz olacaktır. Depresyon, anksiyete, suçluluk, utanç ve korku durumları işbirliği yönündeki çabalar için gerekli olan enerjinin azalmasına neden olur. Duygusal olarak gelişmemiş olmak, sosyal açıdan uyumsuz olmak, kendine yabancılaşmış olmak, kendini reddedici olmak, gerçekliği çarpıtmaya yatkın olmak ve halüsinasyon görmek bir işin bitirilmesi için birlikte çalışmayı engeller. Diğerlerine güvenmemek, etkileşimden kaçınmak, öfke ve engellenmişlik duygularını uygun olmayan bir biçimde ifade etmek, kişiler arası sorunları çözerken toplumsal kuralları ve gelenekleri çiğnemek, liderlik sağlamaya ve etkili bir biçimde iletişim kurmaya yeterli olmamak da aynı şekilde bir işi tamamlamak için gerekli işbirlikli çalışmayı engeller. Bu yüzden, katılımcıların psikolojik sağlıkları, işbirliği içindeki grubun üretkenliğini etkiler.

Pozitif İlişkiler Psikolojik Sağlığın Gelişmesine Yardımcı Olur

Özenli ve sadık ilişkiler katılımcıların psikolojik sağlığının gelişimine yardımcı olur. Arkadaşlıklar, benlik-saygısını, yetkinlik beklentisini ve genel psikolojik uyumu geliştiren gelişimsel avantajlardır. Psikolojik sağlık ve olumsuzluklarla ve stresle başetme, pozitif ilişkilerin içselleştirilmesi, doğrudan sosyal destek, paylaşılan yakınlık, özen gösterme ifadeleri, durumlara farklı perspektiflerden bakma, kişisel düşünce ve duyguların paylaşıldığı içten konuşmalar, stresli yaşam olaylarında bir anlam arama ve kendi yaşamlarında stresli yaşam olayları ile başetmek ihtiyacı içinde olan insanlara  yardım etme yoluyla gerçekleştirilebilir. Özenli ve sadık ilişkilerin eksikliği ya da yıkıcı ilişkiler psikolojik patolojiyi artırabilir.

Psikolojik Sağlık Pozitif İlişkilerin Gelişmesine Yardımcı Olur

Psikolojik sağlık, özenli ve sadık ilişkilerin gelişmesine katkıda bulunurken, psikolojik patoloji ise bunu engeller.  Kişi psikolojik olarak ne denli sağlıklı olursa, özenli ve sadık ilişkileri başlatmakta, geliştirmekte ve yürütmekte o kadar başarılı olur. İnsanlar özenli ve sadık ilişkiler ararlar çünkü, ancak bu tür ilişkilerle doyurulabilecek insani gereksinimlere sahiptirler.  Kişinin psikolojik sağlık düzeyi ne kadar yüksek olursa, sadık ilişkileri başlatmak, geliştirmek ve yürütmek için gerekli riskleri almaya o kadar istekli olacaktır.

Bireyin psikopatolojisinin düzeyi ne kadar yüksek olursa (depresyon, kaygı, öfke) özenli ve sadık ilişkileri geliştirmekte ve sürdürmekte o kadar yetersiz olacaktır. Antisosyal davranış ve akran grubu tarafından reddedilmek arasındaki ilişki net bir biçimde ıortaya konmuştur ( Cantrel & Printz, 1985; Dodge, Coie & Bake, 1982; Roff & Wirt, 1984). Uygun olmayan saldırgan davranışlar akranlar tarafından dışlanmaya yol açmaktadır (Coie & Kupersmidt, 1983; Dodge, 1983). Reddedilen çocuklar aynı zamanda akran grubuna girme, akran grubu normları algısı, provokasyona tepki ve özgeci etkileşimler gibi bazı sosyal-bilişsel beceriler açısından da yetersizdirler (Asarnow & Calan, 1985; Dodge, 1983; Putallaz, 1983). Çocuk danışma kliniklerine başvuran ebeveynlerin % 30 ila %75’i (çocukların yaşına bağlı olarak) çocuklarının akran ilişkilerinde güçlük yaşadıklarını belirtmişlerdir (Achenbach & Edelbrock, 1981). Bu güçlükler kliniğe başvuran çocuklarda başvurmayanlara oranla iki kat daha fazla görülmektedir. Bundan başka, kliniğe başvuran çocukların başvurmayan çocuklara oranla daha az sayıda arkadaşa sahip oldukları, bu arkadaşları ile daha az ilişkide oldukları, arkadaşlıklarının uzun sürmediği ve arkadaşlıklardaki yakınlık ve karşılıklılık algılarının daha az gelişmiş olduğu da belirtilmektedir (Selman, 1981).

Depresyon, anksiyete, suçluluk, bastırılmış öfke,  utanç, umutsuzluk, anlamsızlık ve korku durumları ilişkilere katkıda bulunabilecek enerjiyi azaltır. Duygusal olarak gelişmemiş olmak, sosyal açıdan uyumsuz olmak, kendine yabancılaşmış olmak, kendini reddedici olmak, gerçekliği çarpıtmaya yatkın olmak ve halüsinasyon görmek diğerleri ile uygun bir biçimde ilişkiye girmeyi engeller. Diğerlerine güvenmemek, etkileşimden kaçınmak, öfke ve engellenmişlik duygularını uygun olmayan bir biçimde ifade etmek, kişiler arası sorunları çözerken toplumsal kuralları ve gelenekleri çiğnemek ve etkili bir biçimde iletişim kurmaya yeterli olmamak da aynı şekilde diğerleri ile uygun bir biçimde ilişkiye girmeyi engeller. Bu yüzden, katılımcıların psikolojik sağlıkları, pozitif ilişkilerin geliştirilmesini ve sürdürülmesini etkiler.

İŞBİRLİKÇİ KARŞILIKLI BAĞIMLILIĞI BAŞARMANIN DİĞER YOLLARI

Grup üyeleri arasındaki işbirliği, grubun hedef yapısından farklı birkaç yolla da yapılandırılabilir. İşbölümü aracılığıyla grup üyeleri işbirliği içinde karşılıklı bağımlı olabilir. Grubun görevi tamamlamak için gereksinim duyduğu bilgi kaynakları grup üyeleri arasında paylaştırılarak işbirlikçi bir karşılıklı bağımlılık yaratılabilir. Grup üyelerinin rol dağılımları pozitif bir karşılıklı bağımlılık oluşturacak biçimde gerçekleşebilir. Son olarak da ödüller üyeler arasında pozitif ya da negatif karşılıklı bağımlılık sağlayacak şekilde dağıtılabilir. Görev, kaynak, rol ve ödül karşılıklı bağımlılığı ile olduğu gibi hedef karşılıklı bağımlılığı aracılığıyla da grup içinde işbirliği yapılandırılabilir.

İşbirliği, grup çabaları içinde evrimleşmek zorundadır (Axelrod, 1984). Üyelerin kişisel çıkar arayışı tüm üyeler için daha kötü bir sonuca yol açar.  Problem şuradadır ki;  bir üye karşılıklı işbirliğinden fayda sağlarken, aynı zamanda her bir üyenin diğerlerinin işbirliği çabalarını sömürerek daha da fazla fayda sağlama şansı vardır.  Ancak etkileşimler tekrar ettikçe her iki katılımcı da diğerini sömürmeye çalışır. Bu da sonuçta iki tarafın da daha kötü bir sonuç elde etmesine yol açar.  Diğerlerinin işbirlikçi çabalarını sömürmek, siz ve diğer grup üyeleri arasında bilinen ve sınırlı sayıda etkileşimin olduğu ve diğer adsız kimseler denizi içinde kaybolma şansınız olduğu ve bu şekilde diğerlerinin etkili bir şekilde misilleme yapamayacakları durumlarda işe yarayabilir. İşbirliği ise şu durumlarda işe yarar:

  1. Etkileşimlerin sayısı önceden belirlenmediğinde. İşbirliği, bireylerin, birbirleriyle tekrar karşılaşma şansına yeterli derecede sahip olmalarını gerektirir ki bu şekilde geleceklerinde pay sahibi olabilirler. Bir kerelik etkileşimlerde işbirliğini oluşturmak çok güçtür. İşbirliğini sağlamanın önemli bir yolu iki kişinin birbirleri ile tekrar karşılaşmalarını, birbirlerini geçmişten tanımalarını ve diğerinin bugüne kadar nasıl davrandığını hatırlamalarını sağlamaktır. Bu işbirliğini mümkün kılan süreğen etkileşim, karşılıklılığın kalıcı olmasına dayanmaktadır. Diğer bir deyişle, geleceği bugünle daha da önemli bir şekilde ilişkili hale getirmek gerekir. Bunu yapmanın iki yolu vardır. Birincisi etkileşimleri daha uzun süreli yapmaktır: Uzun süren etkileşim, karşılıklılığa dayanan işbirliği örüntülerinin denemeye değer olmasına ve kurulmalarına izin verir. İkincisi, etkileşimleri daha sık yapmaktır: etkileşimler daha sık oldukça gelecekteki işbirliği daha önemli olacaktır.  Etkileşimlerin sıklığını artırmanın bir yolu diğerlerini uzakta tutmaktır. İşbirliği küçük parçalara ayrıldığında, herhangi bir etkileşimde yarışılarak elde edilecek potansiyel kazanç, sürdürülen işbirliğinden gelecekte elde edilecek kazançla karşılaştırıldığında daha küçüktür.
  2. Siz ve diğer grup üyeleri birbiriniz için kolaylıkla tanınabilir olduğunuzda. Süreğen temaslar ve belirlenmiş toplanma yeri gibi nedenlerle her grup üyesi misillenmenin mümkün olduğunu fark etmelidir. Grup üyeleri arasındaki etkileşimler uzun süreli ve sık olduğunda, işbirliği anlamlı olan tek davranıştır. Tanıma becerilerini geliştirin. Diğer insanları geçmiş etkileşimlerden tanımak ve bu etkileşimlerin ilişkili özelliklerini farketmek işbirliğini sürdürmek için gereklidir. Sömürücü davranış ortaya çıktığında tanınmalıdır. Sürdürülebilir işbirliğinin kapsamı, bireylerin, birbirlerini geçmişten tanıyabilme becerilerinin ve önceden gerçekleştirilmiş davranışlar konusundaki güvenlerinin geliştirilmesi yoluyla genişletilebilir.
  3. Grup üyeleri diğerleriyle ve grupla, birbirlerinin iyilik durumuna değer verecek, diğerlerinin uzun dönemli refahını ve grubun uzun dönemli başarısını geliştirmeyi isteyecek biçimde özdeşleştiğinde. Grup üyelerinin birbirlerine ve gruba özen göstermeleri gerekir. İşbirliğini desteklemenin en iyi yollarından biri, insanlara başkasının refahına özen göstermeyi öğretmektir. Bireylerin özgeci güdüleri dahil edildikçe işbirliği daha da kalıcı olacaktır.
  4. Grup üyeleri karşılıklılığın değerini anladığında ve işbirliği ve rekabette karşılıklı hareket etme istek ve yeteneğine sahip olduklarında. İşbirliğinin temel ilkelerinden biri karşılıklılıktır. Karşılıklılığı geliştirmeye çalışın. Hem işbirliğinin hem de yarışmanın karşılıklı olabilmesi için kısasa kısas bir strateji izleyin.
  5. Grup üyelerinin işbirliği yönündeki çabalarını sömürmeye yönelik istek şu şekilde azaltılabilir:
  6. Yarışmanın bedelinin çok fazla olmasını sağlayarak. İşbirliğine yönelik kısa dönemli teşvik ideal bir biçimde yarışmaya yönelik kısa dönemli teşvikten daha fazla olmalıdır.
  7. Kıskanç olmayarak. Bir başka grup üyesinin işbirliğinden sizden daha fazla fayda sağlayıp sağlamadığından ziyade bireysel ve yarışmacı alternatiflerle ilişkili olarak sizin neler yaptığınızla ilgilenmelisiniz.
  8. Bir başka grup üyesinin işbirliği yönündeki çabasını sömürmeye çalışan ilk kişi olmayarak. Diğer grup üyeleri bu şekilde davranana kadar işbirliğine devam edin. İşbirliğine yönelik açık bir yönelim sergileyerek gereksiz çatışmalardan kaçınmış olacaksınız.

HEDEF YAPILARI VE GRUP ÜYELERİ ARASINDA ÖDÜLLERİN BÖLÜŞTÜRÜLMESİ

            Ezop, dört oğlu olan bir adamın öyküsünü anlatmıştır. Adam oğullarını çok sevmektedir ancak çocukları ona çok sorun yaratmaktadır. Çünkü sürekli kendi aralarında kavga etmektedirler. Babalarının söylediği hiçbir şey onların kavgalarını engellememektedir. Adam oğullarına böyle davranmanın ne kadar yanlış olduğunu göstermek için ne yapacağını düşünür. Bir gün oğullarını yanına çağırarak onlara bir demet çubuk gösterir. “Hanginiz bu çubukları kırabilir?” diye sorar onlara. Oğulları sırayla dener çubukları kırmayı ancak hiçbiri başaramaz. Daha sonara baba çubuk demetini çözerek her bir oğluna birer çubuk verir kırmaları için. Tabi ki çocuklar bu çubukları kolaylıkla kırarlar. “Evlatlarım” der adam bunun üzerinde: “Her biriniz tek başınıza zayıfsınız. Bu tek çubuklar gibi kolaylıkla kırılabilirsiniz. Ama dost olur ve birbirinize yapışırsanız bu çubuk demeti gibi güçlü olursunuz.”

            Bireyler gruplara katılırlar çünkü uzun vadede grubun üyesi olmak olmamaktan daha çok fayda sağlarlar. Grup daha iyi işlev gösterdiğinde bireyler daha iyi olacaklardır. Bireyler daha iyi oldukça da grup çabalarına daha fazla katkı sağlayacaklardır, bu şekilde de grup daha iyi işlev gösterecektir. Sürecin, üyeler arasında etkili işbirliğinin desteklendiği bir parçası da ödüllerin dağılımıdır. Grup üyeleri arasında ödüllerin ne şekilde dağıtıldığı üyelerin ileride birbirlerine nasıl davranacakları ve grubun ne kadar etkili olacağı üzerinde dikkate değer bir etkiye sahiptir (Deutsch, 1075, 1979). Koşullara bağlı olarak ödüller, liyakata, eşitliğe ya da ihtiyaca göre dağıtılabilir.

             Ödüllerin adalet ya da liyakat bakış açısına göre dağıtımı Homans (1961) tarafından paylaşımcı hukuka uygunluk ve adalet teorisinin temel kuralı olarak ortaya konulmuştur. Böyle bir dağıtımda ödüller üyeler arasında katkılarına orantılı bir biçimde dağıtılır. Diğer bir deyişle grubun başarısına en fazla katkıda bulunan üyeler en fazla fayda sağlayacaklardır. Genellikle ödüllerin performansa bağlı olduğunda üretkenliğin artacağı varsayılır. Ancak bireysel iş bitirme planları zaman zaman iş arkadaşları tarafından dışlanma korkusuyla bireylerin çıktıları kısıtlamasına neden olabilir. İçsel motivasyon yerini dışsal motivasyona bırakabilir ve grupta yarışmanın olumsuz sonuçları baş gösterebilir. Grupta ödüllerin liyakata dayalı olarak dağıtılmasının birkaç olumsuz sonucu daha vardır. Bunlardan biri adalet teorisine dayanan ekonomik değerlerin, üyelerin kendilerine bakış açılarını ve de grup üyeleri arasındaki ilişkilere bakış açılarını olumsuz yönde etkileyebilir. Adaletçi ekonomik bir bakış açısından değerlendirildiğinde grup üyeleri ancak grup başarısına katkıda bulundukları ölçüde değerli olacaklardır. Böyle bir bakış açısı bireyin kendisi ve diğerleri için depersonalizasyona ve farklı üyelerin farklı değerlere sahip olduğu yönündeki bir tutuma neden olur. Depersonalizasyon ve farklılaşan değerler kişinin kendisine ve diğer grup üyelerine olan saygısını azaltır. Üyeler kendilik değerlerini aldıkları ödülle ilişkili olarak değerlendirirler ki bu da grup başarısına yaptıkları katkı ile ilişkilidir. Diğer üyeler de aynı şekilde değerlendirilir. Eğer bir üye grup başarısına düşük düzeyde katkıda bulunur ve küçük ödüler alırsa düşük düzeyde kişisel değeri olduğu düşünülecektir. Dieseng (1962) böylesi bir durumu kişinin kendisine ve diğerlerine yabancılaşması olarak tanımlamıştır.

            Adalet bakış açısına göre ödüller kişilerin onu elde etmek için birbirleri ile yarıştıkları kıt metalardır. İçsel değerler yadsınmaktadır. Bir ödülün adaletçi değeri onu isteyen kişilerin sayısına bağlı olarak artar, ödülün arzı talepten az olduğunda kıt bir meta haline gelir. Ödülün sembolik değeri içsel değerinden önemli hale gelebilir. Çocuklar sıranın başında olmayı, bu pozisyonun içsel değerinden dolayı değil, bu onların kazanan olduklarını, arkalarında kalanlardan üstün olduklarını sembolize ettiği için isterler. Dieseng (1962) böyle bir durumu kişinin sahip olduklarına ve yarattıklarına yabancılaşması olarak tanımlar. Bu yüzden, grup üyeleri arasında, ödüllerin üyelerin katkılarına orantılı bir biçimde dağıtılmasından kaynaklanan yarışma, grubun bağlılığını azaltır, moral sorunlara yol açar ve grup üyeleri arasındaki güven ve iletişimi bozduğu için grubun etkililiğini azaltır.

            Adaletin liyakat sistemiyle dağıtıldığı gruplarda başarılı olan grup üyeleri sıklıkla başarılarını yeteneklerinden ziyade yanlış bir biçimde çabalarına atfedebilirler. Belirli grup üyeleri diğerlerinden daha fazla kaynak çekicisine sahip olacaklardır. Kaynak çekicisi, ait olduğu kişiye yarışmada bir avantaj sağladığı için diğer kaynakları cezbetme eğilimde olan bir atıftır. Kaynak çekicisine örnek olarak; yetenek, eğitim, deneyim, dürtü ve karakter gösterilebilir. Çok sayıda kaynak çekicisine sahip olan grup üyeleri sıklıkla daha az kaynak çekicisine sahip olanlardan daha çok ödül elde ederler ve başarılarını değerliliklerine ve çabalarına atfederler (daha az kaynak çekicisine sahip olanların daha az değerli olduklarını ve daha tembel olduklarını ima ederek).

            Son olarak liyakata dayalı sistem çoğunlukla en çok ödüllendirilen üyelerin gelecekteki ödülleri her bir üyenin grup çabalarına katkısının ne kadar olduğu yönündeki kendi değerlendirmelerine bağlı olarak dağıtma gücüne sahip olmaları gibi bir duruma neden olur. Deutsch (1975, 1979) bunun gücü elinde bulunduranların artık grubun iyilik durumuna daha fazla katkıda bulunuyor olmasalar bile aldıkları oransız ödülleri korumak için dağıtım sisteminde önyargılı olabileceklerini belirtmiştir.

            Adaletin eşitlikçi dağılımı tüm grup üyelerini eşit bir biçimde ödüllendirir. Eğer bir futbol takımı Süper Kupayı kazanırsa takımdaki tüm üyeler bir Süper Kupa madalyası alır. Eğer bir öğrenme grubu bir görevi A ile tamamlarsa gruptaki her üye A alır. Liyakat sisteminden kaynaklanan sorunları önlemek için grup teşvik edici sistemleri kullanılabilir. Örneğin bir çok mağazada, tezgahtarlar bireysel komisyon sisteminde çalışmaktadır. Bir grup komisyonu sistemine bağlandıklarında ne olmaktadır?  Babchuck ve Goode (1951) bunu bulmaya karar vermişlerdir. Bireysel teşvik sisteminde satışlar iyi olmuştur ancak tezgahtarlar bakım görevlerinden kaçmaya ve müşteriler için birbirleriyle yarışmaya başlamış ve de moral düzeyleri düşmüştür. Grup planı içinde bir takım çalışması anlayışı gelişmiş ve tezgahtarlar daha çok doyum hissettiklerini dile getirmişlerdir. Blau (1954) bir iş bulma acentesindeki iki grup görüşmeciyi karşılaştırmıştır. Birinde iş açılışlarını doldurmak için acımasız bir yarış söz konusuydu. Diğerinde görüşmeciler işbirliği içinde çalışıyorlardı. Yarışmacı grubun, kişisel olarak hırslı ve üretkenlikle son derece ilgili üyeleri, kendilerinden beklendiği gibi iş ilanlarını herkesin görebileceği bir biçimde asmak yerine biriktirmekteydiler. Bu hareket savunmacı bir biçimde kullanılıyordu ve kendini koruyucu hale geldi. Aksine, işbirlikçi grubun üyeleri, birbirlerine boş işlerden söz etmekte ve doldurmaları için birbirlerini cesaretlendirmekteydi.  Sonuçta işbirliği içinde çalışanlar daha fazla iş doldurmuşlardı. Deutsch (1975, 1979) adaletin eşitlikçi dağılımı sisteminin çıktılarının, karşılıklı saygı, eşit statüler ve üyeler arasında karşılıklı saygı olduğunu belirtmiştir. Deutsch, eşitlik ilkesinin eğlenceli kişisel ilişkileri, grup bağlılığını ve işbirliğini desteklemekte daha uygun olduğunu dile getirmiştir.

            Ödüllerin ihtiyaca göre dağılımı en çok ihtiyaç duyan üyelerin orantısız bir biçimde en çok ödülü aldıkları bir duruma neden olur. En geniş aileye sahip olan üye en yüksek ikramiyeyi alabilir, anne babasının yasını tutan bir üyeden en az işi yapması istenebilir ya da en az kabiliyete sahip üyeye üzerine düşen görevleri tamamlaması için en fazla destek ve yardım verilebilir. Hiç A almamış bir öğrenciye gruptaki en yüksek not verilebilir. Rawls (1971) bir grubun üyelerinin doğal görevlerinden birinin ihtiyacı olan bir diğer üyeye kendini çok fazla riske atmadan ve çok fazla kayba uğramadan yardım etmek olduğunu belirtmiştir. İhtiyacı olan üyenin kazancı yardımı vermesi gerekenin kaybından daha önemli görülmektedir. Böyle bir sistem üyelerin birlikte çalıştıkları kişilerin iyi niyetlerine  güvenleri üzerinde durmaktadır. Deutsch (1975, 1979) özen-merkezli bir grubun üyelerin birbirine karşı sorumluluğunu, üyelerin gereksinimlerini açıklamalarına izin vericiliği, birbirlerinin ihtiyaçlarına duyarlılığı, birbirlerinin meşru ihtiyaçlarının desteklenmesi ve doyurulmasına  önem vereceğini dile getirmektedir.

            Grup ne tür ödül sistemini kullanıyor olursa olsun önemli olan üyelerin bunu adil bulmasıdır. Ödüller adil olmayan bir biçimde dağıtıldığında, grupta moral düşüklüğü, üyeler arasında çatışma olabilir ki bu da verimliliği azaltır.  Kanıtlar göstermektedir ki bir görev yerine getirilmeden önce, adaletli ya da yarışmacı bir ödül sisteminin en adil sistem olduğu yönünde genel bir algı vardır. Ancak görev tamamlandıktan sonra, her üyenin eşit ödülü aldığı işbirlikçi, eşitlikçi ödül sistemi en adil sistem olarak değerlendirilmektedir (Deutsch, 1979, 1985; Johnsozn & Johnson, 1983; Johnson, Johnson, Buckman, & Richards, 1986; Wheeler & Ryan, 1973).

SOSYAL KARŞILIKLI BAĞIMLILIK VE GERÇEK DÜNYA

Gerçek yaşamda üç tür karşılıklı bağımlılık da süreğen ve eş zamanlı bir biçimde yer almaktadır. Endüstriyel/Bilgi temelli modern toplumlarda tüm bireyler emsalleriyle, kendi üstleri ve astlarıyla işbirliği içinde çalışmaya, eğlence ve zevk için yarışmaya ve özerk bir biçimde kendi kendine çalışmaya gereksinim duyarlar. Bir çok durumda grup üyeleri işbirlikçi, yarışmacı ve bireysel güdülerin bir karışımını kullanacaklardır. Aynı zamanda diğer üyelerin çıkarları ile ilişkisiz olan kendi kişisel ihtiyaçlarını doyurmaya çalışırken, grup hedeflerine bağlı bir biçimde ortak çıktıları en üst düzeye getirmeye de çalışabilirler. Skidmore Şirketinde bölüm şefi olarak çalışan Frank Pierce’ı örnek verebiliriz. Frank Pierce kendi bölümünün üretkenliğini artırmak için işbirlikçi, şirketteki en üretken bölüm başkanı olmak için yarışmacı ve başarılı yöneticilikle ilgili bir kitap yazmak için kendine zaman ayırarak bireysel çıkarlara sahiptir. Bir basketbolcu, hem takımının başarısı için (işbirlikçi) hem takımdaki en iyi oyuncu olmak için (yarışmacı) hem de iyi bir jump-shot yapmak için (bireysel) hedeflere sahip olabilir. Üç tür karşılıklı bağımlılığın karışımları her durumda gözlenebilir. Ancak duruma hangisinin baskın olduğu birey, grup ve örgüt verimliliği, moral ve iyilik durumu için önemli etkilere sahiptir.

Grubun etkililiği yarışmacı yönü baskın bir üyenin gruba katılımından kolaylıkla zarar görebilir.  Kelly ve Stahelski (1970) böyle bir durumda bir çok şey gerçekleştiğini bulmuşlardır. Birincisi işbirlikçi üyeler yarışmacı biçimde davranmaya başlamakta, güven zedelenmekte, bilgi saklanmakta ve iletişim kopmaktadır. İkincisi, Yeni gelen yarışmacı kişi daha önce işbirlikçi olan kişileri oldum olası yarışmacı kişiler olarak görebilmektedir.  Üçüncüsü, İşbirlikçi üyeler davranışlarının diğerlerinin yarışmacı davranışlarından etkilendiğinin farkındadırlar ancak yarışmacı üye kendi davranışının diğerleri üzerindeki etkisinin farkında değildir. İşbirlikçilik grup yaşamını yönetme gereksinimindedir. Üyeler arasıdaki etkili etkileşim örüntülerinin bozulması genellikle oluşturulmasından daha kolaydır.

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :