- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Anne-Babanın Çocuğun Etkili Okul Başarısı Üzerindeki Etkisi

Anne-Babanın Çocuğun Etkili Okul Başarısı Üzerindeki Etkisi sitemize 19 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 0 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

Çocuğun tüm gelişiminde (fiziksel, duygusal, bilişsel, toplumsal) ilk ve en önemli belirleyici öğe ailedir. Çocuğun kişiliğinin ilk biçimlenmesi aile içerisinde başlar. Daha sonra  okulla  birlikte dış dünya  ve çevreyle olan ilişkilerinde bir artma gözlemlense de, ailenin önemi bireyin yaşamında hep sürer. Çünkü, çocuk tüm temel yaşam becerilerini  ve ait olduğu toplumun değerlerini kendi ailesi içerisinde öğrenir ve içselleştirir. Çocuk kendi ana dilini,cinsel kimliğini,içinde doğduğu kültürü ve bu kültüre ait  en temel değerleri aile içerisinde etkileşimler aracılığıyla öğrenir. Özetle belirtecek olursak kişiliğin temelleri  ilk çocukluk yıllarında oluşmaya başlar. Çocuğun okul başarısı da ana babasının beklentilerinden ve ona olan yaklaşımlarından yoğun bir biçimde etkilenir. Çocuğun  ilk ve temel eğitimi  aile içerisinde başlar. Çocuk okula başladığı zaman ise ana babaların destekleyici, yüreklendirici ve çocuğun öğrenmesini kolaylaştırıcı koşulları sağlayan tutum ve yaklaşımları onun yaşamda  başarı kazanabilmesinde  önem kazanır.

Çocuğun toplumsallaşmasıyla ve dış çevreye açılmasıyla birlikte ana-babasıyla olan iletişiminde göreceli olarak bir azalma gözlenilebilir. Aslında onun yaşamının her anında ve her döneminde ana-babanın  etkisi  hep önemini korur. Çocuğun  kişilik gelişimi ve eğitimi hem ana babalar, hem de toplum için önemle üzerinde durulan bir konudur. Artık günümüzde çocuk bir birey olarak görülmeye ve kendine özgü bazı gereksinimlerinin ve özelliklerinin  olduğu gerçeğiyle ele alınmaya çalışılmaktadır.

Çocuğun bir birey olarak  psikolojik sağlığı ve olumlu bir benlik kavramı  geliştirebilmesi ve buna paralel olarak iyi bir eğitim alabilmesi, çevresiyle uyumlu ilişkiler kurabilmesi için gerekli  iletişim becerilerini kazanabilmiş olabilmesi, onun kişilik gelişimi için gereklidir. Ancak  günümüzde çocuğun eğitimine verilen önem giderek artmakta ve ön plana geçmektedir. Çocuklar daha ilk öğretim yıllarından başlayarak kendilerini büyük bir yarışın içerisinde bulmaktadırlar. Böylesine büyük ve acımasız bir yarış içerisinde çocuğun sahip olduğu tüm özellikleri, yalnızca  akranları içerisinde başarı düzeyine  bakarak değerlendirilmektedir. Onun kişiliği yok sayılarak okulda aldığı notlarla değerlendirilmemelidir. Notları iyi ise  başarılı, notları kötü ise başarısız olarak değerlendirilmek oldukça yanlıştır. Özetle çocuğun sahip olduğu bireysel özellikleri  (ilgi, yetenek, zeka, içinde yaşadığı çevre, kalıtsal özellikleri) göz ardı edilerek yalnızca onun  derslerden aldığı notlar onun kişiliğinin bir değerlendirilmesi gibi gözükmekte ve ele alınmaktadır.

Okul başarısı düşük olan çocuklara karşı ana babaların tutumları ve onları değerlendirmeleri de olumsuz ve zaman zaman zedeleyici  olmaktadır. Oysa ana babalar çocuklarının okul başarısı ile ilgili sağlıklı tutumlar ve beceriler kazanabilirlerse,onları destekleyip yüreklendirirlerse, onların olumlu benlik kavramı geliştirebilmelerine katkıda bulunarak, onlara başarıya ulaşabilmenin  yollarını açabilirler.

Çocuk başarı kavramıyla  okulla birlikte tanışır  ve bu kavram onun yaşamında önem kazanmaya başlar. Aynı zamanda başarı kavramının önem kazanmasında ana-baba tutumları da etkileyici ve belirleyici rol oynamaya başlıyor.

         Başarma güdüsünün gelişimi çok erken yaşlarda başlıyor. Ana-babalar çocuklarını yetiştirirken sergiledikleri tutum ve davranışlarıyla onların başarma kavramıyla ilgili algılamalarının biçimlenmesini sağlıyorlar.

         Eğer ana-babalar çocuklarının ilgi ve yeteneklerini erken yaşlarda fark ederek onların yolarını açarak gelişimlerini desteklerlerse çocuklar çok çabuk başarma duygusunu kazanabiliyorlar. Yapılan araştırmalar, çocuklarını erken yaşlarda tanıyan ve onların dünyayı tanımalarının yollarını açan, onları engellemeyen, olumlu davranışlarını pekiştiren, ödüllendiren, çocuklarına özgürlük tanıyan ailelerin başarı güdüsü yüksek çocuklar yetiştirdiklerini gösteriyor.

         Çocuğun okula başlamasından önce geliştirmeye başladığı benlik kavramına okula başlamasıyla birlikte yeni bir parça daha eklenir. Bir de, daha sonra gelişecek olan “mesleki benlik kavramı”nın temelini oluşturan “akademik benlik kavramı”dır. Akademik benlik kavramı, bir öğrencinin belli bir akademik etkinlikte bulunurken kendisini diğer öğrencilere göre ne kadar başarılı ya da yetenekli gördüğüyle ilgili oluşturduğu kanısına bağlı olarak gelişir. Bu noktada, çocuğun hem benlik kavramı, hem de akademik benlik kavramı ana-babanın çocukla ilgili verdiği geribildirimle biçimlenir. Bu nedenle verilen geri bildirimler olumlu benlik ve akademik benlik kavramlarının gelişiminde önemli rol oynar. Ana-babalar çocukları için önemli  kişilerdir ve onların yargıları özel bir önem taşır.

         Eğer ana-babalar çocuklarının başarılarını yakından izliyorlarsa ve onlar başardıklarında bununla ilgili olumlu izlenimlerini çocukla paylaşarak onu yüreklendirip, kendi içinde bu başarının anlamını keşfedebilmesine yardımcı olabiliyorlarsa, çocuk hem kendisini değerlendirebilecek hem de kendinden hoşnut olarak olumlu benlik kavramı değerlendirebilecektir. Öte yandan başarısız olduğunda onu eleştirmek, cezalandırmak çocuğun kendisini değersiz hissetmesine neden olacaktır.

         Çocukla birlikte başarısızlığın nedenlerinin konuşulması, araştırılması, tartışılması, gerekli yardım yollarının araştırılması; çocuğu olumlu etkileyerek gerçekçi bir benlik geliştirmesine yardım edecektir.

Okul yılları; ya çocukların başarı deneyimleri sonucu beceri, kendine güven; ya da başarısızlık deneyimleri ile kendinden kuşku ve değersizlik duygularının temellerinin atıldığı yıllardır.

ANNE BABA-ÇOCUK İLİŞKİSİ

 

Anne babaların çocuklarının okul başarısına katkıda bulunmasından çok, katkının kalitesinden söz edilmelidir. İşte bu noktada anne baba tutumları önem kazanır.

  • Demokratik anne baba: Çocuğunun ilgi ve gereksinimlerine duyarlıdır. Çocuğunun yaşına göre kendisi ile ilgili bazı kararlar almasına izin verir, çocuğu ile tartışır, onun görüşlerine önem verir. Çocuğuna içten ve derin bir sevgi duyar.
  • Otoriter anne baba: Çocuğuna duyduğu sevgiyi ancak çocuğu istenilen biçimde davrandığı zaman belli eder. Kendisi otoritenin temsilcisi olduğundan mutlak itaat bekler. Çocukla sözel alışverişte bulunmaktan kaçınır, istek ve emirlerinin tartışmasız yerine getirilmesini bekler. Bunlar yapılmazsa cezalandırıcı olur. Onun gözünde çocuk, kendiyle ilgili kararlar alabilecek güce sahip değildir. Çocuğuyla ilgili her türlü kararı kendisi alır.
  • İlgisiz anne baba: Çocuğunun ilgi ve gereksinimlerinden habersizdir. Çocuğuna en az sevgi gösteren, çocuğunun davranışlarına en az kontrol uygulayan anne babadır. Her türlü başarının kendiliğinden oluşacağını düşünür.

Anne-baba tutumları ile çocuğun okul başarısı arasındaki ilişkiyi inceleyen araştırmacıların buldukları sonuçlara göre:

  • Demokratik özelliklere sahip ailelerin çocuklarının okul başarısı, otoriter ve ilgisiz tutuma sahip anne babaların çocuklarının okul başarısına göre daha yüksek bulunmuştur.
  • Annenin katı ve tutarsız disiplin uygulaması, çocukların akademik başarılarını doğrudan ve olumsuz yönde etkilemektedir.
  • Babanın katı ve tutarsız bir disiplin uygulamasının çocukta yarattığı mutsuzluk ve kendi başına karar verme olanağının kısıtlanması, dolaylı olarak akademik başarıyı olumsuz etkilemektedir.

Özetle; ana-babaların öğrenme ile ilgili tutumları, çocuklarının bu konuyla ilgili tutumlarını etkilemektedir. Eğer ana-babalar bu konularda kaygılı ise, bu kaygı çocuklarına da geçer. Oysa çocuklar ana-babalarından okulun eğlenceli, okumanın önemli ve heyecan verici olduğunu öğrenebilirler.

 

Ana-babalar çocuklarının okul başarılarını artırabilecek becerileri geliştirmeye yönelik çalışmalar yapabilirler. Örneğin; çocuklarına düzenli olmayı, düzenli ders çalışma alışkanlığını kazandırma, sorun çözme ve eleştirel düşünceyi öğretme yönünde yardım edebilirler.

 

İlkokul yılları; ya çocukların başarı deneyimleri sonucu beceri, kendine güven; ya da başarısızlık deneyimleri ile kendinden kuşku ve değersizlik duygularının temellerinin atıldığı yıllardır.

Çocuğun okula başlamasından önce geliştirmeye başladığı benlik kavramına okula başlamasıyla birlikte yeni bir bölüm daha eklenir. Bu, daha sonra gelişecek olan “mesleki benlik kavramı”nın temelini oluşturan “akademik benlik kavramı”dır. Akademik benlik kavramı, bir öğrencinin belli bir akademik etkinlikte bulunurken kendisini diğer öğrencilere göre ne kadar başarılı ya da yetenekli gördüğüyle ilgili oluşturduğu değerlendirmesine bağlı olarak gelişir. Bu noktada, çocuğun hem benlik kavramı, hem de akademik benlik kavramı ana-babanın çocukla ilgili verdiği geribildirimle biçimlenir. Bu nedenle verilen geri bildirimler olumlu benlik ve akademik benlik kavramlarının gelişiminde önemli rol oynar. Ana-babalar çocukları için önemli  kişilerdir ve onların yargıları çocuklarının kendileri ile ilgili geliştirecekleri kavramlarda özel bir önem taşır.

Çocuğun okul başarısındaki önemli etkenlerden biri de anne baba-çocuk-öğretmen arasındaki iletişim ve etkileşimdir.

 

         Ana babaların gözünde öğretmenler çocukların “öteki ana babaları”dır. Bu nedenle çocukları okula başlar başlamaz öğretmenlerin onları nasıl etkileyeceklerini merak ederler.

  • Çocuğum öğretmeninden nasıl etkilenecek?
  • Çocuğum öğretmenini sevecek mi?
  • Öğretmeni çocuğumu sevecek mi?
  • Ona neler öğretecek, nasıl öğretecek?
  • Nasıl bir disiplin uygulayacak?

         Öğretmenlerin gözünde de ana babalar öğrencilerinin “öteki öğretmenleri”dir. Bu nedenle, evlerine gidince öğrencilerinin ana babalarından nasıl etkilenecekleri konusunda endişeleri vardır.

  • Öğrenci ne tür bir ev ortamında yaşıyor?
  • Ana babası ödev yapmasına yardımcı oluyor mu?
  • Öğretmeni öğretim ya da disiplin yönünden eleştiriyorlar mı?
  • Çocuğun evle ilgili sorunlarının çözümünde öğretmenden çok şey mi bekliyorlar?

         Kısaca her iki taraf da çocuğun diğer tarafla olan ilişkileriyle yakından ilgilidir. Öğretmen-öğrenci ilişkisi bozuk olursa ana-baba, ana baba-çocuk ilişkisi bozuk olursa da öğretmen acı çeker. Bu nedenle de taraflar arasında etkili bir iletişimin kurulmuş olması, beklentilerin açıkça ifade edilmiş olması gerekir.

       Ana babalar çocuğun ilk 4-5 yıllık yaşamında hem ilk öğretmenleri hem de onlara dünyayı ve yaşamı öğreten en önemli kişilerdir.

  Çocuklarının okul öncesi dönemlerinde pek çok ana babanın “kabul alanı” çok geniştir. Çocukları bir şeyi kavrayamadığı ya da öğrenmekte zorluk çektiğinde ona kızmaz, cezalandırmazlar. Sabırla ona özgürlük tanıyarak hazır olduğu zaman kendi kendine öğreneceğine inanırlar. Öğrenme sorumluluğunu onlara bırakırlar. Onların yetenekleri konusunda kuşkuları yoktur. Bu dönemlerde ana babaların öğretmenlikleri mükemmeldir. Ancak çocukları biraz büyümeye başladığında ana babalara bir şeyler oluyor. Etkili öğretmenliklerini yitirip çocuklarına ders vermeye başlarlar. Oysa tüm bu tutumlar çok tehlikeli olup, çocukların yemek yemek, nefes almak kadar doğal olan öğrenme isteklerini köreltirler.

         Ana baların görevi çocuklarının öğrenmelerinin yolunu açıp onları yüreklendirmektir. En iyi öğretmen tutumu, öğrenme serüveninde sessiz ortak olabilmektir. Öğrenme ortamını ve olanaklarını sağlayıp bir kenara çekilebilmek ve yalnızca kendilerine sorulduğunda devreye girebilmektir. Usta danışmanlar, danışanların konuşmaya başlamalarını sağlarlar ve yollarından çekilirler.

         Kuşkusuz, çocuğunuz öğrenirken zaman zaman bazı sorunları olacaktır. Böyle durumlarda, olayın dışında kalarak çocuğumuzun kendi sorununa bazı çözümler bulabilmesine izin verebiliriz. Ya da onun yanında olduğumuzu ve onun duygularını anladığımızı gösterebiliriz. Çocuk çektiği güçlüklerin anlaşıldığını görünce, onun yanında olduğunuzu hissedince öğrenme etkinliğine devam edecektir. O an olmasa bile çabalayarak daha sonra bir çözüme ulaşacaktır.

         Elbette çocuğumuz öğrenirken onu yüreklendirebiliriz. Ancak ne onun yerine öğrenebilir ne de onu öğrenmeye zorlayabiliriz. Belki de bir an öğretmekten vazgeçerek onun zorlandığını anladığımızı ona iletmeye çalışabiliriz.

         Yetişkinler, genellikle çocukların yetenekli ve akıllı büyüklerden öğrenmeye can attıklarını sanırlar. Oysa bu doğru değildir. Çünkü usta ve yetenekli yetişkinler çocukların kendilerini daha bir beceriksiz ve güçsüz hissetmelerine neden olur.

  • Yetişkinler öğretmeye başlamadan önce çocukların öğrenmeye istekli olmaları gerekir.
  • Öğrenmeye direnen çocuğunuza öğretmeye çalışmaktan vazgeçin. Onu konuşturup dinleyerek neden öğrenmeye dirençli olduğunu anlamaya çalışınız.
  • Öğretme adına aranızdaki ilişkinin bozulmasına izin vermeyin. Unutmayın, öncelikle siz çocuğunuzun sevgili ana babasısınız.

         Ana baba zor kullanarak öğretmeye kalkışırsa; küslük ve göz yaşı kaçınılmazdır. Ana babalar güze başvurdukça çocuklarının üzerindeki etkilerini yitirirler.

         Çoğu ana baba çocuğunun okulda yaşadığı sorunları, kendi sorunları olarak algılamaya programlanmışlardır. Ana babalar yaşamın hiç sorunsuz olması gerektiğine inanırlar. Ufak sorunlarda bile korkar, kızar, düş kırıklığı yaşarlar. Sorunun nedenini bulmak ve çözmeye çalışmak yerine, bir suçlu aramaya başlarlar. Ana babaların öfkelenmesi ve telaşlanması durumunda çocuk farklı mesajlar almaya başlar.

       “Bana sorunlarından söz etme. Sorunlarının olması düşüncesine bile dayanamıyorum”.

Bu mesajları alan çocuk ise ana babasına sorun çıkardığı için, onların huzurlarını bozduğu için kendisini kusurlu olarak algılayarak suçlanırlar ve bir daha rahatça sorunlarını paylaşamazlar. Ana babalar da etkili iletişim kurma yollarını tıkamış olurlar. Oysa çocuğa yardımcı olabilmenin yolu öncelikle onun kendi sorununu açıkça ifade edebilmesine olanak sağlayarak çözümünü kendisinin bulmasında onu destekleyerek kendi sorumluluğunu üstlenmesine izin verebilmektir.

       Çocuğunuz öğrenirken zaman zaman sorun yaşayabilir böyle bir durumda izleyebileceğiniz 2 yol vardır:

  • Olayın dışında kalıp yeni bir çözüm üretmesine izin vermek.
  • Onun yanında olmak, duygularını anladığınızı gösteren etkin dinlemeye geçmek.

         Çocuk çektiği güçlüklerin anlaşıldığını görünce, hissedince öğrenme işlemine devam edebilir. O gün olmasa bile ertesi gün sorununu çözebilecektir.

         Elbette çocuğumuz öğrenirken onu yüreklendirebiliriz ancak ne onun yerine öğrenebilir ne de onu öğrenmeye zorlayabiliriz. Öğretmenliği unutup bir süre onu anlamaya çalışmak gerekmektedir.

         Evinizi bir öğrenme ortamı olarak düşünmüyorsanız, çocuğunuzun daha çok şey öğrenmesine yardımcı olabilirsiniz.

         Çocuklar bir şeylerle uğraştıkları sürece öğreniyorlardır.

Çocukların dinleyerek değil yaparak, yaşayarak öğrenmeyi tercih ettiklerini unutmayan ana-babalar çok iyi öğretici olabilirler.

 

 

 

 

BAŞARI KAVRAMI VE ÇOCUK

Çocuk başarı kavramıyla  okulla birlikte tanışır  ve bu kavram onun yaşamında önem kazanmaya başlar. Aynı zamanda başarı kavramının önem kazanmasında ana-baba tutumları da etkileyici ve belirleyici rol oynamaya başlıyor.

 

         Başarma güdüsünün gelişimi çok erken yaşlarda başlıyor. Ana-babalar çocuklarını yetiştirirken sergiledikleri tutum ve davranışlarıyla onların başarma kavramıyla ilgili algılamalarının biçimlenmesini sağlıyorlar.

         Eğer ana-babalar çocuklarının ilgi ve yeteneklerini erken yaşlarda fark ederek onların yollarını açarak gelişimlerini desteklerlerse, çocuklar çok çabuk başarma duygusunu kazanabiliyorlar. Yapılan araştırmalar, çocuklarını erken yaşlarda tanıyan ve onların dünyayı tanımalarının yollarını açan, onları engellemeyen, olumlu davranışlarını pekiştiren, yüreklendiren, çocuklarına özgürlük tanıyan ailelerin başarı güdüsü yüksek çocuklar yetiştirdiklerini gösteriyor.

 

! Eğer ana-babalar çocuklarının başarılarını yakından izliyorlarsa ve onlar başardıklarında bununla ilgili olumlu izlenimlerini çocukla paylaşarak onu yüreklendirip, kendi içinde bu başarının anlamını keşfedebilmesine yardımcı olabiliyorlarsa, çocuk hem kendisini değerlendirebilecek hem de kendinden hoşnut olarak olumlu benlik kavramı geliştirebileceklerdir. Öte yandan başarısız olduğunda onu eleştirmek, cezalandırmak çocuğun kendisini değersiz hissetmesine neden olacaktır.

         Çocukla birlikte başarısızlığın nedenlerinin konuşulması, araştırılması, tartışılması, gerekli yardım yollarının araştırılması; çocuğu olumlu etkileyerek gerçekçi bir benlik geliştirmesine yardım edecektir.

Çocuğun okul başarısı için ailelerin sahip olması gereken tutumlar şu şekilde sıralanabilir:

  • Aileler çocuğun başarı sınırını iyi tanımalı, bu sınırı aşması için çocuğu ve öğretmeni zorlamamalıdır. Çocuğun yeteneklerinin üstünde bir beklenti içine girilmemelidir.
  • Aile çocuğun okul yaşamı ile ölçülü bir biçimde ilgilenmeli, ilgisizlik kadar aşırı ilginin de çocuk üzerinde olumsuz etki yapabileceğini unutmamalıdır.
  • Çocuklarının yetenek ve ilgilerini iyi tanımalı ve bunu benimsemelidir.
  • Aile içi tartışmalar çocuğa olabildiğince az hissettirilmelidir.
  • Çocuğun başarısında iyi beslenmenin rolü büyüktür. Özellikle sabah kahvaltısını evde yapma alışkanlığı çocuğa mutlaka kazandırılmalıdır.
  • Çocuğun dinlenme, uyku ve oyuna gereksinimi vardır. Bunların zamanlarının iyi ayarlanması, ders çalışma zamanı ile karıştırılmaması gerekmektedir.
  • Çocuğun dikkatini dağıtacak uyaranların bulunmadığı sağlıklı bir çalışma ortamı oluşturulmalıdır.

EV ÖDEVLERİ

         Aile içerisindeki birçok tartışma ev ödevleri konusunda çıkar. Ödev konusu eğitimciler arasında da tartışma konusudur. Bazıları ödev verilmelidir derken bazıları buna karşı çıkarlar. Ana babalar arasında da istekler farklıdır. Kimi bütün işler okulda bitmeli derken, kimi ödev beklentisi içerisindedir. Ödev verilmezse okulun işlevini yerine getirmediğini düşünürler.

         Tüm bu farklı yaklaşımlar arasında ise sorumlu ve bilinçli öğrenciler yetişkinlerin bile dayanamayacağı uzun saatler boyunca ödev yaparlar.

         Bazıları için ise bu ödevler onların evde sevdikleriyle daha uzun beraber olabilmelerinin önünde bir engeldir ve ödev yapmak istemezler.

Ödevlerle ilgili bazı noktaları gözden geçirebiliriz,

·                    Öncelikle çocuk yaptığı ödevin gerekliliğini kavrayabilmelidir.

·                    Yaşantılarla pekiştirilmeyen ödevler etkisizdir.

·                    Aslında öğretmenlerin bir çoğu da ödev vermek istememelerine rağmen velilerin istekleriyle ödev verirler.

·                    Aslında okulda öğrenmesini tam olarak yürüten öğrenciler daha çok ödevlerini yaparlar. Asıl tekrar yapmaya gereksinimi olan öğrenciler pek de ödev yapmak istemezler.

·                    Çoğu çocuk için ev ödevleri bir kabustur. Ödevler yapılırsa, diğer etkinliklere zaman kalmamaktadır. Ödevler yapılmaz kendilerini suçlu hissederler, okula korku içinde giderler.

       Ödev çocuk için sorun oluyorsa, ana baba öncelikle çocuğu dinleyerek; seni dinliyorum, anlıyorum, bu sıkıntılarını kabul ediyorum ve sana bu sorunla baş etmede ve çözümler üretebilmede yardıma hazırım mesajı verebilmelidir. Ancak unutmamamız gereken önemli bir nokta çocuğumuzu anlayabiliriz ama onun sorunlarını biz yaşayıp biz çözemeyiz. Onun sorunlarının üstesinden gelebilme gücü kazanabilmesine destek olabiliriz.

 

Başarılı, özgüvenli, sorumluluk sahibi çocuklar yetiştirmek için öncelikle sorumluluklarını yerine getirmeleri için onlara fırsat tanımamız ve okul-aile işbirliğini sürdürmemiz oldukça önemlidir.

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :