- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Anne-Baba-Çocuk İlişkisi

Anne-Baba-Çocuk İlişkisi sitemize 19 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 0 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

ANNE-ÇOCUK İLİŞKİSİ

      Anne-çocuk ilişkisi, annenin bir süre vucudunda taşıdığı bağımlı bir canlının gelişmesi ile başlar. Annenin çocukla olan ilişkisinin en önemli evresi, doğumdan hemen önce başlayıp, doğumdan sonraki aylarda süregelen ilişkidir.

      Bebekle anne doğumdan hemen sonraki 2-3 gün içinde birbirlerine uyum sağlayarak beraberliklerinden haz duyan ikili oluştururlar. Beraberliğin en yoğun yaşandığı kısım beslenme zamanlarıdır. Beslenme, anne-çocuk ilişkisinde ilk heyecan verici dönemdir. Bu bağlamda fizyolojik ve psikolojik, açıdan yoğun bir beraberliğin sağlanması bakımından anne sütü ile beslenme, biberonla beslenmeye oranla daha etkilidir. Anne-çocuk ilişkisi beslenme ile birlikte, çocuğun banyosu ve altının değiştirilmesiyle genişler. Anne-çocuk ilişkisinde fiziksel temas büyük önem taşır. Annenin beden kokusu, ısısı iletişim ağında çok önemlidir. Annenin yokluğundan kaynaklanan “duygusal yoksunluk” çocukta duygusal ve sosyal gelişim gerilemesine ve gecikmesine neden olmaktadır.

      Anne-çocuk beraberliğinin sürdürülmesindeki en önemli sorun annenin çocuğu kabul etmemesidir. Oturmamış evliliklerin ardından, planlamadan dünyaya getirilen çocuklar, anne-çocuk ilişkisini zedeleyen önemli bir faktördür. Anne-babanın bu günkü tutumlarının temelinde, kendi çocukluk yıllarındaki anne-babalarıyla olan ilişkileri yatmaktadır.

      14 yaşındaki oğlu için “ bu çocuk ölse canım yanmaz” diyen annenin 15 yıl sonra gittiği memleketinde annesini ziyaret etmediğini görüyoruz.

       “Çocuğuma kızım demek içimden geçiyor, ama diyemiyorum. Beni öpmek üzere yanıma yaklaştığında elinle itiyorum.” Diyen babanın, yaşamı boyunca annesinden, ne sevecen bir yaklaşım gördüğünü, ne de “oğlum” sözcüğünü duyduğunu öğreniyoruz.

       Buradaki anne veya babanın, çocuğu kabul edememesinin temelinde ana-babalığı benimseyebilecekleri bir duygusal olgunluk düzeyine ulaşamamış olmaları gerçeği yatar.

       Temel güven duygusunun oluşumunda annenin dengeli ve kararlı tutumu büyük önem taşır. Bunun temelleri ise, bebeklik döneminde beslenme, uyku ve temizlik ihtiyaçlarının belirli bir düzen içinde karşılanmasıyla atılır.

       Sağlıklı anne-çocuk ilişkisinin oluşumunda annenin ruh sağlığıda büyük önem taşımaktadır. Mutsuz bir evlilik sonucu, annenin eşinden yeterli ilgi görememesi, ailenin ekonomik sıkıntıları, babanın çocuğun doğumunu isteksiz bir şekilde karşılaması, annenin gerginliğini artıran, dolayısıyla anne-çocuk ilişkisini zedeleyen etmenlerdir.

        Hayatın ilk yılında bebeğin psiko-sosyal görevi, güvenmeyi öğrenmektir. Bebekle annesi arasındaki ilişkiden doğan güven duygusu, insanın ileride kuracağı, kişiler arası ilişkilerin temelini oluşturur.

        Schaffer, en başarılı anne-çocuk ilişkisinin bebeğin doğal faaliyetine annenin getirdiği, geliştirdiği cevapla başladığını vurgular. Bowlby, gelişimin temelinde anne ile çocuk arasındaki sıcak ilişkinin bulunduğunu savunur. Bowlby’ye göre bu ilişki doyum ve haz nedenidir.

       Erikson’a göre, ilk 18 aylık dönem içinde çocuğun temel bağımlılık ihtiyaçları karşılanmazsa, çocuk kendini kişilik gelişimi açısından özerklik dönemi olan ikinci evreye hazır hissetmez.

       Anne-çocuk ilişkisinde, annenin aşırı koruyucu tavrı çocuğun kendi başına yapması gereken kendine ait işleri bile gerçekleştirmesine izin vermez. Çocuğu bağımlı hale getirir. Anneden mahrum olma çeşitli düzeylerde davranış bozukluklarının nedenidir.

       Dr. Spitz’ in bu konudaki çalışmaları sonucu çocuğun yaşamından annesinin çekilmesi halinde gelişmede gecikme, gerileme ve duraklamalar görüldüğü kanıtlanmıştır.

BABA-ÇOCUK İLİŞKİSİ

       İyi baba olmak; sevgi, deneyim, sabır ve bilgilenme işidir. Annedeki gibi prolaktin hormonu ile desteklenme, yani biyolojik faktörler yoktur. Babalık yaşantısı eşin hamileliği ile başlar. Hamilelik boyunca eşe destek olmalıdır.

       Doğumdan sonra bir baba için cinsiyet faktörü hiç önem taşımamalıdır. Fakat ülkemizde hala kız çocuğunun doğumdan memnun olmayan babalar vardır. Bu durumda ya çocuk dışlanır ya da suçlanan anne olur.

       Doğum sonrası annede olduğu gibi, babanın da çocukla duygusal ilişki kurabilmesi için onunla fiziksel temasa ihtiyaç vardır. Bu nedenle baba da beslenme oyun faaliyetlerine katılmalıdır. Fakat toplumumuzda bazı yörelerde bunun erkek işi olmadığı düşüncesi yaygındır.

       İlk yılda anne-çocuk ilişkisi daha önemlidir. İkinci yıldan itibaren babanın önemi artmaya başlar. Babanın varlığıyla çocuk, annenin yalnız kendisine ait olmadığını, annesinin kendisinden başka kişilerle de ilgilendiğini görür.

       Babanın davranışçı açıdan çocukla birlikte geçirdiği sürenin kısmen kısa olması nedeniyle babanın rolünün daha önemsiz olduğu sonucu çıkarılabilir. Ancak babaların “uygun davranış” konusundaki tavırları daha belirginse, bu davranışlar arasında kesin çizgiler çizmişlerse, kız ve erkekler arasındaki davranış farklarını oluşturma ve güçlendirme rolleri anneninkinden daha önemli yer tutar.

       Sosyal öğrenme teorisi ise, çocuğun aynı cinsten yetişkin gözleme sürecini vurgular. Gözlemin yanı sıra ebeveynin kız ve erkek çocuklara farklı muamele yapmalarının önemi üzerinde durur.

       Psikanalitik teori ise, 4-5 yaşına gelene kadar babanın öneminin çok büyük olmadığını, çünkü bu döneme kadar kız ve erkek çocukların anneleriyle özdeşleştiklerini ileri sürer. Bunun yanı sıra psikanalitik teori, saldırganlık, bağımlılık, oyun şekli gibi noktalarda görülen farklılığı çevresel etkenlerden çok, biyolojik etkenlerle açıklama eğilimindedir.

       15-16 yaş ergenlerini inceleyen Bronfenb kız ve erkeklere farklı tavır takınan ebeveynin baba olduğu sonucuna varmış.

       Goodenaugh’in A.b.D.’ de ana okulu çocuklarının aileleriyle görüşmelerinden elde edilen veriler, babaların annelere kıyasla daha katı düşüncelere sahip oldukları doğrultusundadır. Özellikle erkek çocukların uygun bulunmayan davranışları gösterdiğinde daha sert tepki gördükleri gözlenmiştir.

       Cinsiyete göre oyuncakları sınıflama konusunda da babaların daha katı olduğu görülmüştür. Dr. Jolly, bu konuda : “Bazı babalar, oğullarının bebeklerle oynamalarına töresel olarak karşı çıkmaktadırlar. Bunun efemine belirtisi olarak kabul edilmesi” der.

       Baba, çocuğun özellikle erkek çocuğun kişiliğinin gelişmesinde özdeşim modeli olması nedeniyle büyük önem taşır. Babanın yokluğu, pasifliği yada ilgisizliği çocuğun kişilik yapısını ve ruh sağlığını etkileyebilir. Ve bu bazı uyum, davranış bozukluklarının nedeni olabilir.

       Baba oğul ilişkisinin kalitesi, erkek çocuğun kişilik gelişimi üzerinde baba-oğul etkileşiminin niceliğinden çok daha fazla etkili olmaktadır. Ana-babalar her zaman çocuklar için gizil bir modeldirler. Eğer çocuklarını sık sık cezalandırıyorlarsa, çocuklarında bu saldırgan yaklaşımı benimsemeleri olasılığı yüksektir.(Bondura, 1967).

       Bu cezanın hiç verilmemesi gerektiği anlamına gelmez. Ceza kötü davranışa uygun olmalı, nedenine ilişkin anlaşılır bir açıklama yapılmalı ve gelecekte daha iyi davranmaya ilişkin rehberlik yapılmalıdır. Eğer ana-baba sıcak ve sevecen ise cezalar daha etkilidir.(Parke,1977).

       Amerikan ailesi geçmişte olduğundan küçüktür. Kuramsal olarak bu ana babalarla çocuklar arasında ve çocukların kendi aralarında daha sıkı ilişkiler sağlar. Daha küçük aileler her çocuk için evde daha az hazır model olduğu anlamına gelirken televizyondaki aile modelleri de çocuğun gelişimini etkilemektedir. Ve bunlar gitgide daha fazla azınlık ve tek ana-babalı aileleri içermektedir. Her ana-babanın kendi biricik üslubu olmakla birlikte, üç tipin ailelerin çoğunluğunu kapsadığı görülmektedir.

YETKECİ AİLELER   : Kuralları ana-baba koyar ve diğerlerinin bunu uyması beklenir. Ana-babaya inanılır, itaat edilir, saygı gösterilir. Kurallara aykırı davranışlar sert tepkiyle karşılanır. Alt sosyo-ekonomik düzeydeki ailelerde daha çok görülür.

İZİN VERİCİLİK   : Bu özelliği tanımlamak zordur. Çok az kural vardır. Hiç olmayabilirde. Ana-babalar bilerek ya da hiç ilgilenmeyerek çocuklara ya da ergene hoşlarına gittiği gibi davranma olanağı tanırlar.

     Böyle ana-baba üslubunun etkileri açık değildir. Elder (1975), böylesi koşullarda baz ergenlerin çok iyi olduğunu, kendine güven ve bağımsızlık geliştirdiğini gösterdi. Ama Coopersmith (1967), kendi kendine düşük benlik saygısı bulmuştur.

DEMOKRATİK ÜSLUP   : Ana-babalar yetkileri ellerinde tutarken ve uyulacak kuralları koyarken çocuklarına farklı olma, kendi davranışlarının sorumluluğunu üstlenme ve daha fazla karar verme olanakları verilir. Disiplin, katı cezadan çok akıl yürütmeyi ve açıklamayı içerir. Bu yaklaşım orta sınıf ailelerinde yaygındır.

      Disiplin ana-babanın ilgilendiği bir konudur. Her aile disiplin anlayışını farklı bir şekilde uygulayabilir. Fakat kullanılan disiplin türünden daha önemlisi disiplinin tutarlı olup olmadığıdır.(Parke,1977). Disiplinde tutarlılık çocukların neyi yapıp, neyi yapmayacağını öğrenmelerini sağlar.

       Bazı araştırmacılar ergenlik sırasındaki ana-baba-çocuk çatışmalarının artışını kuşak farklılığına bağlarlar. (Mead, 1970).  Bazıları da böyle bir farklılık var olduğunda bunun açıkça çok abartıldığını buldular.

       Ana-baba-çocuk ilişkilerinde güçlüklerin artışına ilişkin bir başka açıklama, orta yaşlarına girmiş olan bir çok ana babanın kendi kimlik bunalımlarını yaşadıkları biçimindedir.

       Ergenlerin meslekle ilgili kararlarını verdikleri ya da vermeyi denedikleri sırada, çoğu zaman ana-babalar kendi meslek yaşantılarını yeniden gözden geçirmekte, gerçekleştirdikleri ya da gerçekleştiremedikleri şeylere bakmakta ve çalışma yaşamlarının geri kalanını bu biçimde geçirmeyi isteyip istemediklerini düşünmektedirler. Kendileri için pek az yükselme ve ekonomik ilerleme şansı gören ana-babaların, çocuklarını bekleyen olanaklara bakarak onlara gıpta etmelerine sık sık rastlanır.

       Benzer biçimde ana-babalar, özellikle ana-babalar, cinsel yaşamlarında bir düşüşe yada kayba ilişkin gerçek yada düşsel korkular duyabilmektedirler. Tam bu sırada ise çocuklar bu alanı keşfetmeye başlamışlardır. Bu arada gençler ana-babalar onları bağımsız bırakma konusunda karışık duygular duyarken, bağımsızlığa ulaşmayı dilemektedirler. Bazı ana-baba kendince iyi saydığı nedenlerden dolayı bağımsızlığı olabildiğince uzun tutmaya çalışırlar. Böyle çatışmalar doğar.

      Ana-babalar ergen çocukları olgun davransın istemekte ama yetişkin ayrıcalıklarını red etmektedirler. Ergenlerde yetişkin ayrıcalıklarını istemekte fakat yetişkin sorumluluğunu red etmektedirler. Bir ergenin bağımsızlık görevini ne kadar iyi ve pürüzsüz bir biçimde gerçekleştireceği konusu ana-baba üslubuna sıkı sıkıya bağlıdır.

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :