- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Anne-Baba Çocuğuna Duygularını Tanıması ve Duygularını Kontrol Edebilmesi Üzerinde Nasıl Yardımcı Olabilir

Anne-Baba Çocuğuna Duygularını Tanıması ve Duygularını Kontrol Edebilmesi Üzerinde Nasıl Yardımcı Olabilir sitemize 19 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 0 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

DUYGULARI ANLAMAK

Duygularımız bizim yaşamımızın renkleridir. Onlar bizim dünyamızı aydınlatırlar ya da karartırlar. Çevremize duygularımızla bir ışık saçarız. Bazen kıskançlık duygularıyla yeşile keseriz. Öfkeden kızarır, bozarırız. Üzüntülü ya da yalnız olduğumuzda derin bir maviliktir bizi saran.
Şairler düşüncelerini ve duygularını sütlü kahverenginde sunarlar bize. Olumlu duygularımız sevgi, aşk, istek gibi günlerimizi çoşkuyla doldururlar. Oysa yaşanan stresli durumlar bizde olumsuz duygular yaratarak dünyamızı karartarak tüm hoş görümüzü yok ederler.

Duygularımızın içinde bulunulan duruma, psikolojik yapımıza ve bilişsel süreçlerimize bağlı olan boyutları vardır. Bu nedenle de farklı stres durumları bizde farklı duygular yarattığından verdiğimiz tepkiler de farklıdır.

Hiçbir zaman aynı durum içerisinde bulunan iki insan aynı duyguları yaşayamazlar ancak yine de bazı durumlar insanlarda ortak duyguların yaşanmasına neden olur. Şimdi bu ortak duygulara bir bakalım.

Kaygı:
Eğer birey çevresinde kendisi için bir tehdit olduğunu düşünüyorsa, fiziksel bir tehlike hissediyorsa, kendisi için değerli olan birilerini ya da bir şeyleri kaybetmekten korkuyorsa, bir başarısızlıkla yüz yüze ise bunlar onda kaygı yaratır. Kaygı duygularının kendileri doğrudan stres yaratıcılardır ve aynı zamanda da kaygıya karşı veriler duygusal tepkilerdir. Unutmayalım ki kaygı bizi psikolojik olarak etkilediği kadar tüm bedensel işlevlerimizi de bozar.

Öfke:
Engellenme ve bazı toplumsal etkinliklerden uzaklaştırılmak insanda öfke duygularının yaşanmasına yol açar. Öfke de güçlü bir duygu olup bizim tüm bilişsel yetilerimizi bozabilir.

Depresyon:
Birey kendini kayba uğramış hissettiğinde yaşanıyor.

Duygular bizi çeşitli biçimlerde davranmaya güdüler. Olumsuz duygular bizi sağlıksız davranmaya yöneltirler. Bu nedenle olumsuz duygularımız nedeniyle verdiğimiz tepkileri yaşamımızda bir şeylerin yanlış gittiğini bize ileten önemli uyarı işaretleri olarak değerlendirelim. Böylece gerçek duygularımızın gerçek kaynaklarına ulaşabiliriz. Duygularımızı tanımak yaşamımızı denetleyebilmemize yardımcı olur. Stres duygularından kurtulabilmenin yolu bu duyguların kaynağını bulabilmektir. Bu her zaman kolay olmaz çünkü duygularımız yoğunluğu bilişsel süreçlerimizi bozabilir.

Olumlu duygularımızın başında sevgi, sevebilme gücü vardır. Sevgi tek bir duygu değildir. Bir çok duygunun bileşenidir. Olumlu ve olumsuz yönleri de vardır. Sevgi bazen umutken bazen da umutsuzluk ve hayal kırıklıklarını beraberinde getirir. Bazen güven verirken bazen da korkutucudur. Anne babalar sevgili çocuklarının başarısıyla mutluluk yaşarlarken onun başarısızlığı üzüntü kaynağı olabilir. Görüyoruz ki sevgi bir çok duyguyu birden içeriyor. Bu güçlü duyguyu dengelemek önemli oluyor. Yoksa aynen olumsuz duygular gibi bilişsel süreçleri bozarak bizi olumsuz etkileyebiliyor.

İki insan arasında sergilenen bir çok davranışın nedeni bu davranışlara rehberlik eden duygular algılanabildiğinde anlaşılabilir.

Bu nedenle insan ilişkilerinin anlaşılabilmesinde duyguların anlaşılması adının konulması önemlidir.

Duygular doğru yanlış olamazlar. Ancak olumlu ya da olumsuz olabilirler.
Duyguların ifade ediliş biçimi tek ya da herkes için aynı değildir. Her duygu tek bir davranışa da bağlı değildir. Farklı durumlar farklı duyguların ortaya çıkmasına neden olurlar.

Çocuklar doğduklarından çok kısa bir süre sonra çevrelerindeki insanların duygularını anlamaya başlarlar. Bununla beraber duygulara eşlik eden güdüleri ve tepkileri de anlamaya başlarlar.
Çocukların duygularını zenginleştirebilmeleri, çevrelerindeki kendileri için önemli olan kişilerin rollerini tanıyarak onlarla özdeşimler kurarak, duyguların adlarını koyarak yaşantılar geçirebilmelerine bağlıdır.

ÇOCUKLUK DÖNEMİ VE DUYGULAR

Çocuklar, 3 yaşından tüm duygu türlerini yaşamaya başlarlar. Korku, kaygı, kıskançlık, öfke ve sevinç sıklıkla yaşanan duygulardandır. 3-4 yaşlarından itibaren merak ve cesaret duyguları artar. Çocuklar büyüdükçe duygularına yönelik farkındalıkları ve duyguları üzerinde denetimleri artar.

Çocukların duyguları tanımaları ve ifade edebilmeleri büyük ölçüde içinde yetiştikleri kültüre, sizin onlarla, onların da birbirleriyle etkileşim tarzına bağlıdır.

• Duyguların birbirleriyle açıkça ifade edildiği ve tartışıldığı ailelerde çocuklar duyguları ile ilgili konuşmak ve onları iletmek için sözcük dağarcıklarını geliştirirler.
• Duyguların bastırıldığı, görmezden gelindiği, önemsenmediği ailelerde ise çocukların duygusal yönden sağır olmaları büyük bir olasılıktır.

Çocuğunuzun duygular konusundaki bilgilerini arttırabilmek için yapabileceğiniz en iyi şey ona duyguları öğretmektir. Bunun için de; çocuğunuzun neler hissettiğini bilmeniz ve bunu ona aktararak onun da bilmesini sağlamanız gerekir.

Zaman zaman öğrencilerimizden “Ailem beni anlamıyor”, “Bunu onlarla asla konuşamam”, “Beni dinlemiyorlar” gibi yakınmalar duyuyoruz. Çocuklar danışmanları ile duygularını rahatlıkla paylaşabiliyorken, aileleri ile konuşmayı reddedebiliyor, hatta tehlikeli bulabiliyorlar.

Anne-babalar çocuklarının duygularını, yaşantılarını, düşüncelerini paylaşamayınca, yaşamlarında karşılaşacakları sorunların çözümünde çocuklarına yardım etme şansını kaybedebiliyorlar.

Çocukları aileleri ile duygu paylaşmaktan uzaklaştıran nedenleri inceleyen araştırmacılar, aile içindeki iletişimde “kabul dili” kullanılmadığını belirtmişlerdir.

Nedir “Kabul Dili” ?

Yaptığımız sözel ve sözel olmayan davranışlarla çocuğumuzu kabul ettiğimizi göstermemizdir. Bu dili kullanabilmek bir takım becerilere sahip olmayı gerektirir ki bu beceriler sonradan da öğrenilebilir. Kabul dili kullanılarak iletişim kurulan ve duygularının kabul edildiğini gören bir çocuk bir çocuk:

• Kendini açar, duygularını ve sorunlarını paylaşabilir.
• Kendini değerli hisseder.

Aşağıdaki tepkiler, çocuğunuza onu kabul etmediğiniz, duygularını anlamadığınız ya da önemsemediğiniz mesajını gönderir.

1. Emir vermek, yönlendirmek: “Hemen gidip odanı toparlıyorsun”
2. Uyarmak, gözdağı vermek: “kendi iyiliğini düşünüyorsan kardeşini rahat bırakırsın”
3. Ahlak dersi vermek: “Büyüklere saygılı davranmalısın”
4. Öğüt vermek, çözüm önerisi getirmek: “Sen de git, başka çocuklarla arkadaşlık et”
5. Öğretmek, nutuk çekmek: “Çocuklar küçükken sorumluluk almayı öğrenirlerse büyüyünce sorumlu yetişkinler olurlar”
6. Yargılamak, eleştirmek, suçlamak: “Çok yanılıyorsun”
7. Övmek: “Canım benim, sen her şeyi başarabilirsin”
8. Ad takmak, alay etmek: “Beni dinle sivri zekalı!”
9. Yorumlamak, analiz etmek: “Kardeşini kıskandığın için böyle davranıyorsun”
10. Güven vermek, desteklemek, avutmak: “Üzülme hepsi geçecek, tüm çocuklar benzer şeyler yaşar”
11. Soru sormak, sınamak: “Arkadaşların seninle oynamak istemediklerini mi söylediler?”
12. Sözünden dönmek, oyalamak: “Gel şimdi bırakalım bunları, daha güzel şeylerden konuşalım.”

Peki çocuk bu tepkilerden hangi mesajı çıkarır?

Çocuk: “Arkadaşlarım beni sevmiyorlar, kimse benimle oynamıyor”
Anne: “Onlara daha iyi davranırsan belki seninle oynamak isterler”

Çocuğun aldığı mesaj:
“Benim duygularımı kabul etmiyor, bu yüzden değişmemi istiyor”
“Bu olayda beni suçluyor”

Çocuğun duygularını daha etkili ve yapıcı dinlemenin yolları neler?

• Basit kapı aralayıcılar kullanın. Bu kapı aralayıcılarla çocuk kabul edildiğini, kendisine saygı duyulduğunu, anlaşıldığını hisseder, onu dinlemeye hazır olduğunuzu fark eder.

“Anlıyorum”
“Demek öyle”
“Hımm”

• Etkin dinleme yollarını kullanın. Etkin dinleyen anne-baba, çocuğunun duygularını ve iletinin ne anlama geldiğini anlamaya çalışır. Sonra, bunun doğruluğunu sınamak için, kendi cümleleri ile çocuğuna geri iletir.
Etkin dinleme, kapı aralayıcılarla açtığımız kapıyı açık tutmamızı sağlar.

Etkin dinlemeyi bir örnekle anlatalım:

Evde yalnız kalan ve acıkan çocuk, eve gelen annesine, annesi daha kapıyı açar açmaz bir şeyler söyler.
İçinde olup bitenleri tam olarak iletemez çünkü açlık durumu onda karmaşık bir dizi duyguya neden olmuştur. Böylece acıktığını açıkça ifade etmek yerine kodlayarak iletir.
“Nerde kaldın!”
Anne, bu kodu doğru çözümlerse çocuğunun aç olduğunu anlayabilir. Ama bu kodu çözümleyemeyip yalnızca onun söylediği cümlelere yanıt verip çocuğun duygularını görmezden gelirse;
“Sen benimle nasıl konuşacağını öğrenemedin mi daha!”
“Çalıştığımı ve bir işimin olduğunu unuttun sanırım”
anne-çocuk arasındaki iletişim bozulabilir.

Annenin, çözümün doğru olup olmadığını sınadığını düşünelim:
Anne: “Ben biraz gecikince sıkıldın sanırım”
Çocuk: “Hayır, onun için değil. Acıktım.”
Anne: “Anlıyorum. Çok acıktın. Bundan sonra beni beklerken birkaç kurabiye atıştırmaya ne dersin? .”
Çocuk: “İyi olur. Karnım aç olunca derslerime de bakamıyorum.”

Anne, çocuğun kodlamasını çocuğa geri iletince, etkin dinleme gerçekleşmiş olur.

Anne baba olarak çocukların duygularını rahatça ifade etmelerine izin vermediğimiz zaman ilk hatamızı işlemiş oluyoruz.

Yeni doğan kardeşini kıskanan dört yaşlarında bir kız çocuğu ve annesi arasındaki iletişime bakalım:
Çocuk: “Anneciğim bu çirkin bebeğin ağlamaları beni sinir ediyor, götürüp hastaneye geri verelim.”
Anne:(gülerek) “Aslında bunu yapmamızı istemiyorsun, değil mi? Daha bu sabah kardeşini sevdiğini söylemiştin, unuttun mu?”
Annenin bu tepkisi çocuğun duygularını inkar etmeye, bastırmaya yöneliktir. annenin, çocuğun duygularını reddetmesi, kıskançlık duygusunu ortadan kaldırmayacağı gibi çocukta kızgınlık duygusu yaratır. Anne, çocuğun duygularını inkâr etmek yerine şöyle diyebilirdi:
“Onu hastaneye geri götürmemizi istiyorsun. Sanırım onu senden daha çok sevdiğimizi sanıyorsun.”

ERGENLİK DÖNEMİ VE DUYGULAR

12-20 yaşlar arası olan ergenlik döneminde fiziksel değişime eşlik eden duygusal değişimler yaşanmaktadır.

Ergenlikte ortaya çıkan bütün biyokimyasal değişimlerin en önemli etkenlerinden biri cinsel dürtülerdeki ve duygulardaki artıştır.

Birçok ergen için yaşanan bu duygular şaşkınlık ve kaygı kaynağı olabilir. Hormonlarda değişimlerin ortaya çıkması ile birlikte ergenin duyguları, yaşantıları da değişmeye başlar; hayaller, kızgınlıklar yalnız kalma isteği ama bir yandan da yalnız kalmaya dayanamama ve kırgınlıklar yaşamaya başlar.

Ergenlikte Ani Duygusal Değişimler:

Ergenlik dönemindeki hormonal değişimlerden kaynakla yaşanan duygulardaki çeşitliliğin yanı sıra, zıt duygular da çok sık yaşanmaktadır. Yani ergen bir duygudan diğerine çok çabuk geçer. Bir an çok neşeliyken aniden hüzünlü bir tavır içine girebilir ya da öfkelenebilir.

Ergenlik döneminde yaşanan önemli bir gelişim görevi de kimlik gelişimidir. Ergenin bedenini nasıl algıladığı ve çevresi tarafından nasıl algılandığı onun için oldukça önemlidir.

Duygusal anlamdaki ani değişimler bedeni ile ilgili algılamaları ile de ilişkilidir. Bedenindeki orantısızlıklar, sivilceler ergen için sorun olmakta ve bu da ani duygusal değişimlere neden olmaktadır (üzülme, evden dışarıya çıkmak istememe, utanma gibi).

Ergenin bedenine çok fazla yoğunlaşmasının nedeni de bu döneme özgü olan ben-merkezci düşünce tarzının hakim olmasıdır. Ergen için “hayali seyirciler” söz konusudur; sosyal mekanlarda herkesin onu izlediğini, ona baktığını, onu incelediğini düşünür. Bu nedenle çevreden gelen eleştiriler onun için oldukça önemlidir. Özelikle akranlarının bedenine, saçına ya da giyimine yönelik olumlu ya da olumsuz yorumları ergende duygu değişimlerine neden olan etmenlerdendir.

Ergen kendini “ben” olarak tanımlar, ben merkezci düşüncenin hakim olması nedeni ile kendi ile ilgili olarak yaptığı tanımlar çok gerçekçi değildir. Ergen kendini “biricik” olarak görür. Yaşadıklarının sadece kendi başına geldiğini, başka kimsenin onun yaşadıklarını yaşamadığını düşünür.

Ergenin riskli davranışlarda bulunma olasılığı da oldukça fazladır. Çünkü bu dönemin önemli özelliklerinden biri de, ergenin olumsuzlukların, kazaların onun başına gelmeyeceğini düşünmesidir.

Ergenlik döneminde karşı cinsle romantik arkadaşlıklar kurulmaya başlanmaktadır. Her iki taraf da romantik ilişki yaşadığı arkadaşının davranışlarına, sözlerine karşı duyarlı olmakta; olumlu geribildirimlerine sevinmekte, olumsuz geribildirimlerine de üzülmektedirler. Ayrıca romantik duygular besledikleri arkadaşlarını bir an çok sevdiğini düşünürken, ani duygu değişimleri nedeni ile bir anda hiç sevmediğini düşünebilmektedirler.

Duyguları İfade Etme:

Duyguların ifade edilmesinde toplumun kadın ve erkeğe yüklediği rollerin de oldukça büyük önemi vardır. Özellikle kızlar duygularını üzülme, ağlama, yalnız kalma, geri çekilme biçiminde içselleştirirken; erkekler duygularını dış dünyaya yansıtırlar.

Anne-Babalar Ergene Nasıl Davranmalı?

Anne-babalar ergenlik dönemindeki gelişim konusunda bilgi sahibi olmalı ve ergendeki ani duygu değişimlerinin nedeni bilerek ergene karşı duyarlı olmalıdır.

Yaşadığı değişimler konusunda ergene de bilgi vermelidir.

Ergene kendini ifade etme olanağını vermelidir. Onu eleştirmeden, yargılamadan dinleyebilmelidir.

Anne-babalar ergenlik dönemindeki duygularına geri dönüp, ergenin yaşadıklarını onun gözüyle görmeye çalışmalıdır.

Ergeni istemediği alanlara yöneltmemeli, ondan yapabileceğinin üstünde görevler istememeli, onu başkaları ile kıyaslamamalıdır.

Özetle; otoriteye karşı olma, söz dinlememe, eleştirme, hata bulma ergenin tutumlarındandır. Gelişme döneminde anne-baba tarafından bazen çocuk, bazen yetişkin olarak algılanan ergen, ne zaman nasıl davranacağını bilemez. Gelişmekte olan bedenine, cinsel ve duygusal değişimlere ayak uyduramaz. Böylece “kimlik karmaşası” yaşayabilir. Anne-babalar baskıcı bir tutum yerine ona karşı sevgi gösteren, onu anlayan, güven veren, önemseyen ve değer veren bir tutum içinde ergene yaklaşırlarsa bu dönemi çok fazla sorun yaşamadan geçirmelerini sağlayabilirler.

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :