- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Alfred Adlar

Alfred Adlar sitemize 19 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 0 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

Avusturya Penzing’de doğdu ve Viyana’da büyüdü. Viyana Üniversitesi Tıp Okulunda doktorluk eğitimi aldı ve 1895’te mezun oldu. Pratisyen hekim olarak çalıştığı ilk doktorluk yıllarından başlayarak hastayı çevresiyle ilişkileri içerisinde ele almak gerektiğini vurguladı ve bireyle ilgili sorunlara yönelik insancıl, bütünselci ve organik bir yaklaşım geliştirdi. Bedensel düzensizliklerle ilişkili olarak psikoloji ile ilgilenmeye başladı. 1902’de Sigmund Freud ile tanıştı, öğrencisi oldu ve birlikte Adler’in başkanlığında Viyana Psikanaliz Topluluğu’nu kurdular. Bir süre sonra Freud ile fikir ayrılıkları ortaya çıktı. Adler’in Organların Yetersizliği kitabından sonra tamamen uzlaşılmaz bir hale geldi ve 1911’de, Adler, izleyicileriyle beraber Freud’u açıkca eleştirerek bireysel psikolojiyi geliştirmeye başladı.

Hans Vaihinger’in ruhsal inşa fikirlerinden etkilendi ve erkek egemen toplumda doğal bir sonuç olarak “Erkeksi Başkaldırı” ile organik aşağılık ve telafi teorisini geliştirdi (bkz. Aşağılık kompleksi). Adler, Freud’un teorileri ile karşı görüşe geldi, fikir ayrılığı 1911’deki Weimar Psikanaliz Kongresi’nde aleni oldu. Adler, Freud’un inandığı seks içgüdüsünün baskınlığı ve ego dürtüsünün libidinal(?) olup olmadığı ile çekişiyordu, Freud’un bilinç altına atma üzerine fikirlerini de eleştirmişti. Adler bilinç altına atma teorisinin, erkeksi başkaldırının aşırı telafisi ve aşağılık hislerinden türetilmiş sinirsel bir durum olan ego -savunma eğilimleri- konsepti ile değiştirilmesi gerektiğine inanıyordu, Oedipal Kompleksleri önemsizdi. Adler Viyana Topluluğundan ayrıldı ve 1912’de Bireysel Psikoloji Topluluğu adını alan, Özgür Analitik Araştırmalar Topluluğu’nu kurdu.

1912’de ana fikirlerini tanımladığı Über den Nervösen Charakter kitabını yazdı. Kişinin bilinçsiz öz ereğinin temel amaçlarının baskıladığı ayrı aşamaların aşağılık hislerini üstünlüğe (veya bilakis yeterliliğe) dönüştürdüğü ifade ederek insan kişiliğinin erek bilimsel açıklanabileceğini iddia etti. Adler’e göre öz erek arzularına, toplumsal ve etnik gereksinimler karşı koyar, düzeltici etkenler umursanmaz ve kişi aşırı telafi ederse aşağılık kompleksi oluşabilir, kişi benmerkezci, güç düşkünü ve saldırgan veya daha kötüsü olabilirdi.

  1. Dünya Savaşı ile çalışmaları durdu, bu sırada Avusturya Ordusunda doktorluk görevi yaptı. Savaş sonrası 1930’lara olan etkisi adamakıllı arttı, 1921’den itibaren bir takım çocuk rehberliği klinikleri kurdu ve Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nde sık sık okutman, 1927’de Kolombiya Üniversitesi’nde misafir profesör oldu. Tedavi edici yöntemlerinde sosyal ilgiyi cesaretlendirip ve ödüllendirip fakat şımartma ve ihmalden kaçınarak sorunları çocukta önceden tutup, yetişkin ruha yoğunlaşmaktan kaçındı. Yetişkinlerde tedavi, suçlama veya üstünlük taslama tutumlarının tedavi edilen kimse tarafından dışarıda bırakılmasına dayanmaktaydı, kişisel davranışın farkına varılmasının artışı ile karşı koymanın azaldığını ve reddetmenin terse döndüğünü ifade etti. Yaygın tedavi araçları mizah kullanımı, tarihi anları ve mantığa aykırı emirleri içermekteydi. Adler’in popüleritesi görece optivizmi ve fikirlerinin Freud ve Jung’unkilerle karşılaştırıldığında anlaşılabilir olması ile ilişkiliydi. Adler sıklıkla, Kişinin davranış şablonu analizi, toplumla ilişkili, işi ilişkili ve cinsiyeti ile ilişkilidir, savını vurgulamıştı.

1934’te Avusturya Hükümeti, Yahudi olduğu için Adler’in kliniklerinin çoğunu kapattı. Adler 1935’te Long Island Tıp Kolej’ine Profesör olarak Avusturya’dan ayrıldı. 28 Mayıs 1937’de, İskoçya’nın üniversite kenti Aberdeen’de, yolda giderken ansızın yere yığılıp kalmış, hemen sonrasında da kalp sektesine uğrayarak yaşama gözlerini yummuştur.

Adler İlkeler

Bireysel psikoloji okulunun kurucusu ve eksiklik duygusu ya da aşağılık kompleksi deyimini ilk kez olarak ortaya koyan kişi olan Adler, insan kişiliğini eksiklik ya da yetersizliği giderip üstünlük ya da yetkinliğe ulaşma çabasıyla anlama uğraşı içinde olmuştur. Yaşamı boyunca toplumsal sorunlar karşısında büyük bir duyarlılık gösteren Adler, biyolojik ve cinsel etmenleri temele alan Freud’dan kişiler arasındaki hiyerarşik. toplumsal ilişkileri ön plana çıkarmak bakımından farklılık gösterir. Başka bir deyişle, çocukluk dönemindeki cinsel çatışmaların ruhsal bozukluklara yol açtığı konusunda Freud’a katılmayan Adler’in psikolojisinde, insanın en temel güdüsünü meydana getiren yetkinleşme çabasını bir üstünlük çabası ve dolayısıyla da eksiklik duygusunun giderilmesi olarak tanımlanır. İnsanın geleceğe ilişkin beklentileri tarafından güdülendiğini ve dolayısıyla insan davranışının çocuklukta yaşanan deneyimler tarafından belirlenmediğini öne süren Adler, insan varlığını yalnızca çevre ve kalıtımın bir ürünü olduğu düşüncesine karşı çıkmıştır.

O işte bu çerçeve içinde insanın miras aldığı yetilerin sentezini yapar ve çevreden gelen izlenimleri yorumlarken biricik olan bireysel bir kişilik ve yaşam biçimi yaratan yaratıcı bir benin varlığından söz etmiştir. Ona göre. önemli etkenleri doğum, bedensel eksiklik ve ilgisizlik ya da şımartılma olan yaşam biçimi erken çocukluk döneminde oluşur. Mantık, toplumsal ilgi ve kendini aşma çabasının ruh sağlığına işaret ettiğini öne süren Adler, aşağılık duygusunun kişinin kendi güvenliğiyle ilgili ben merkezcil kaygısı ve başkaları üzerinde egemenlik kurma eğiliminin ruhsal bozukluk belirtisi olduğunu öne sürmüştür.

İnsan Tabiatı Anahtar Kavramlar ve  Hakkındaki Görüşü:

            Adler, Freud’un temel varsayımlarından ayrılmıştır. Çünkü Adler’e göre Freud teorisini aşırı bir şekilde biyolojik ve içgüdüsel belirleyicilerle sınırlandırmıştır. Freud gibi Adler de bireyin yetişkinlikte nasıl bir kişi olacağının çoğunlukla yaşamın ilk altı yılından etkilendiğini iddia etmiştir. Adler sadece geçmiş olaylar üzerinde yoğunlaşmamış, kişinin geçmiş algısı ve bu algılamanın devam eden etkisiyle de ilgilenmiştir. Birçok teorik alanda Adler Freud’la ters düşmüştür. Örneğin Adler’e göre, insanoğlu öncelikli olarak cinsel dürtülerden daha fazla sosyal dürtüler tarafından motive edilir. Adler’e göre davranış maksatlı ve amaca yöneliktir. Bilinçlilik kişiliğin merkezidir. Yine Freud’dan ayrı olarak Adler seçim ve sorumluluk yaşamın anlamı ve başarı ya da mükemmeliyet için çabalamanın üzerinde durmuştur.

            Aşağılık duyguları yaratıcılığın kaynağı olabilir. Bu temel aşağılık duyguları bizi özellikle erken yaşlarda üstün olma ve mükemmele doğru çabalamaya motive edebilir. 6 yaş civarında yaşamın amacı şekillenir. Yaşamın amaçları insan motivasyonunun kaynağını oluşturur.

            Adleryan görüş açısına göre insanoğlu sadece kalıtım ve çevre tarafından belirlenmez. Buna karşılık, insanoğlu olayları yorumlama, etkileme ve yaratma kapasitesine sahiptir. Adler’e göre bizim ne gibi özelliklerle doğduğumuz değil, sahip olduğumuz bu özelliklerle ne yaptığımız önemlidir. Adlerciler biyolojik ve çevresel faktörlerin bizim seçme ve yaratma kapasitemizi sınırladığını kabul ederler. Adlerciler Freud’un deterministik tutumunu reddetmelerine rağmen, bireyin her ne isterse olabileceğini savunan diğer aşırı görüşü de savunmazlar.

            Adleryan yaklaşım gelişim modeli üzerine temellendirildiğinden dolayı Adlerciler bireylerin tekrara eğitilmesi ve toplumun yeniden şekillenmesi üzerine yoğunlaşırlar. Adler psikolojiye öznel yaklaşımın öncülerindendir. Bu yaklaşım, değerler, inançlar, tutumlar, amaçlar, ilgiler ve gerçeğin bireysel algısı gibi davranışın içsel belirleyicileri üzerinde durmuşlardır. Adler, bütüncül, sosyal, amaca yönelik ve insancıl bir yaklaşımın öncüsü olmuştur.

            Bireysel psikoloji olarak ta bilinen Adleryan yaklaşımının bir temel varsayımı kişiliğin bölünmez bir bütün olarak anlaşılabileceği varsayımıdır. Adleryan psikolojinin köşe taşlarından birisi insanların sosyal, yaratıcı, karar verebilen bir varlık olduğu varsayımıdır. İnsan kişiliği yaşam amacı yoluyla bir bütün olabilir. Bireyin düşünceleri, duyguları, inançları, tavırları, karakteri ve davranışları onun evrende eşsizliğinin bir ifadesidir. Bundan dolayı Adleryan yaklaşımda bireyin içsel psikodinamiklerinden daha fazla kişiler arası ilişkiler üzerinde yoğunlaşma vardır.

Adleryan Terapi Teknikleri

            Adleryan danışma, teröpatik sürecin dört safhasına karşılık gelen dört merkezi amaç etrafında yapılandırılır. Bu safhalar doğrusal değildir ve sırası değişebilir. Bunlar;

1-      Uygun teröpatik ilişkinin kurulması.

2-      Danışanda etkin olan psikolojik dinamiklerin araştırılması ( analiz ve teşhis )

3-      Benlik anlayışının gelişmesini tetkik etme ( iç görüş )

4-      Danışana yeni seçimler yapmasında yardımcı olma ( yeniden yönlendirme ve yeniden eğitim )

1-İlişki kurulması : Adleryan terapist danışanlarla işbirliği içinde

çalışarak yaşamları için sorumluluk duygularını yükseltir. Bu ilişki derin ilgi, alaka ve arkadaşlık duygusuna dayanır. Teröpatik gelişme ancak danışmanın amaçları açık bir şekilde belirlendiğinde terapist ve danışanın amaçları aynı hizada olduğunda mümkündür.

            İşlerliği olan bir teröpatik ilişkiyi sağlamak için terapist danışanın devamlı surette pasiflikleri ve zayıf noktaları üzerinde değil de güçlü noktaları ve yapabilecekleri şeyler üzerinde yoğunlaşmasını sağlamalıdır. Bundan dolayı Adleryan terapist olumlu boyutlar üzerinde yoğunlaşır ve teşvik desteğinim kullanır. Adleryan terapistler tekniklerden daha fazla danışanın öznel yaşantılarına önem verirler. Her danışanın ihtiyacına göre tekniklerini uyarlarlar. Danışmanın bu ilk safhası boyunca ana teknikleri dikkat etme, dinleme, amaçların açığa çıkarılması ve belirlenmesi ve empatidir.

2-Bireysel Dinamiklerin Araştırılması: İkinci aşamada amaç danışanların yaşam biçimlerinin anlaşılması ve bu yaşam biçiminin şu anki yaşamını nasıl etkilediğini görmektir. Terapist öncelikle danışanın yaşamın değişik alanlarında nasıl fonksiyon gösterdiğini tespit etmeye başlar. Terapist aşk, iş, arkadaşlık ve toplum alanlarında nasıl fonksiyon gösterdiğini araştırır. Danışanlardan bu alanlar hakkında konuşması ve neyi değiştirmek ya da geliştirmek istediğini ortaya koyması beklenir. Bu teşhisin bir parçası olarak danışanlardan sosyal ilişkilerdeki başarı düzeyini derecelendirmesi istenebilir. Örneğin: “ diğer insanlarla ilişkiye girdiğinde haz duyuyormusunuz ? “ gibi.

A-Ailenin Yapısı: Adleryan terapi ağırlıklı olarak danışanın aile yapısının araştırılmasına dayanır. Bu araştırma bireyin çocukken yaşam stilini ve temel varsayımlarının şekillendiği dönemde ailede hüküm süren şartların değerlendirilmesini kapsar . Mosak ve Shulman (1988) Adleryan terapide kişinin yaşamında etkili olduğu kabul edilen faktörleri araştıran bir yaşam stili-tespit ölçeği ( lifestyle-assesment questioannaire ) geliştirmişlerdir. Ölçek çocuğun ailedeki psikolojik durumunu, doğum sırasını, kardeşler ve ana baba arasındaki etkileşimleri kapsar. Sorulardan bazıları şunlardır:

-Gözde çocuk kimdi ?

-Çocuklarla babanızın ilişkisi nasıldı ? vb. gibi

Burada amaç danışanın benlik algısını ve gelişimi sırasında etkilendiği yaşantıların portresini çıkartmaktır.

            B- Çocukluk dönemindeki hatıralar: Adleryan terapide kullanılan diğer bir tespit süreci de danışanlardan çocukluk dönemindeki hatıraları anlatmalarını istemeleridir. Bu tür spesifik hatıralar, inanç ve temel hataları gün yüzeyine çıkarır. Adleryan terapistler bireyin yaşam stilinin anlaşılmasında önemli bir ipucu olduğu için bu çocukluk hatıralarını değer verirler. İnsanların sadece şu anki kendilerini görüş açılarıyla uyumlu olayları hatırladıklarını savunurlar.

            C-Rüyalar: Danışanın şu anki ilgive zihin durumunun yansımalarıdır. Danışanlar rüyalarını irdeleyerek kendi iç dinamiklerini tanımasını ve gözlemlemesini öğrenebilirler. Çocukluk rüyalarına önem verilir. Rüyalarda sabit bir sembolizm yoktur. Rüya göreni tanımaksızın rüyalar anlaşılamaz.

            D- Öncelikler: Adleryan terapistler danışanların önceliklerini tespit edilmesinin onların yaşam stilinin anlaşılması için önemli bir yol olduğuna inanırlar. İsrailli psikolog Nera Kefir (1981) Dört öncelik belirlemiştir. Bunlar:

            1-Üstün Kişilikler ( Superioriety ): Liderlik ya da başarı yoluyla öne çıkmayı amaçlar. Yaşamda anlamsızlıktan kaçınmaya çalışır fakat aşırı iş ve yorgunluktan şikayetçidir.

            2- Kontrollü Kişilikler ( controlling ) : Gülünç duruma düşmemek için garanti ararlar. Alay konusu olmamak için durumun tam kontrolleri altında olmasını isterler. Sosyal ilişkilerinde başarısızlıktan hoşlanmazlar.

            3- Çekingen Kişilikler ( Avoiding ): Bu kişilikler rahatlığı arzu ederler problemlerle başa çıkmayı ve karar vermeyi erteleme eğilimindedirler. Acı ve stres doğuran her şeyden kaçarlar. Günlük rutin işler de bile stres yapıcı görüldüğünden dolayı kaçınırlar.

            4- Sevimli Kişilikler ( Pleasing ) : Devamlı kabul arayarak reddedilmekten kaçınırlar .

            Terapist danışanın önceliğini belirlemek için tipik bir gününü ayrıntılı olarak anlatmasını ister . Neler yaptığını, nasıl hissettiğini ve hakkında neler düşündüğünü anlatmasını ister.

Bir araya Getirme ve Özetleme

            Danışanın aile yapısı çocukluk hatıraları rüyaları ve öncelikleri ile ilgili bilgiler toplandığında bunları her biri için bir özetleme yapılır. Sonunda yaşam stili tespit ölçeğine dayanılarak bu özetlemeler birleştirilir ve yorumlanır. Özet danışanın yanında okunur ve danışanla bazı noktalar üzerinde tartışılır.

            Özet ayrıca bireyin temel hatalarının bir analizini de içerir. Mosak’a göre (1989) yaşam stili kişisel bir mitoloji olarak tasarlanabilir. Mosak beş temel hata sıralamıştır.

            a- Aşırı genelleme : dünyada doğruluk yoktur.

            b- Hatalı ya da imkansız amaçlar : sevilmek istiyorsam, herkesi memnun etmeliyim.

            c- Kişinin öz değerini inkar etmesi : Ben aptal birisiyim. Bundan dolayı birileri benimle niye bir şey yapmak istesin ki.

            d- Yaşam ve yaşamın gerekleri hakkındaki yanlış algılamalar : benim için yaşam oldukça güçtür.

            e- Hatalı değerler : yolda kimi yaraladığına bakmaksızın en yükseğe çıkmalısın .

Cesaret Verme Süreci

            Yaşam stilinin tamamlanmasından sonra danışanlara hatalı algılamalarının farkında olmaları için zorluklara karşı meydan okumak için ve güçlü yanlarını farkında olması için cesaret verişir. Cesaret verme Adleryan terapinin en ayırıcı tekniğidir. Bundan dolayı teşhis ve yorumlamanın tamamı göze alındığında sadece hatalı ve zayıf tarafları değil danışanın olumlu özelliklerinin de olması oldukça önemlidir. Cesaret verme süreci danışmanın her safhası için esastır. AdleryaN terapisyenler cesaretsizliğin kişileri fonksiyondan alıkoyan temel durum olduğuna inanırlar: Cesaret verme danışma sürecine bağlı olarak değişik şekillerde olabilir.

3- İÇGÖRÜYÜ TEŞVİK ETME

            Adleryan terapi destekleyici olmasına rağmen ayrıca yüzleştiricidir de. Terapisyenler danışanların hatalı amaçlarına ve kendilerinin dumura uğratan davranışlarının karşı iç görü geliştirmeyen davet ederler. Davranışın gizli amaç ve gayelerine karşı iç görü sadece cesaret verme ve meydan okuma yoluyla ortaya çıkmaz. Ayrıca terapist tarafından  zamanlaması iyi ayarlanmış yorumlamalar yoluyla da ortaya çıkabilir. Adleryan terapistler göre iç görü davranış değişikliği için güçlü bir parça olmasına rağmen bir ön şart olarak görülmez. Yorumlama iç görü kazanma sürecinin kolaylaştıran bir tekniktir.

4-TEKRAR YÖNLENDİRMEYLE YARDIM ETME

            Teröpatik sürecin en son safhası tekrar yönlendirme ve yeniden eğitim ya da pratiğe iç görüyü yerleştirmektir. Bu safhada danışanların yeni ve daha fonksiyonel seçenekleri görmesine yardım etme vardır. Danışmanın yeniden yönlendirme safhası boyunca danışanlar kararlar alırlar ve amaçlarını şekillendirirler. danışanlardan olmak istedikleri kişiler imiş gibi ( as if ) hareket etmeleri teşvik edilir. Taahhüt bu safhanın önemli bir parçasıdır. Danışanlar eğer değişmek istiyorlarsa kendileri için görevler belirlemeye ve problemleri ile ilgili bazı spesifik çözümler bulmaya istekli olmalıdırlar. Bu şekilde danışanlar yeni iç görülerini somut fiillere çevirmiş olurlar. Adleryan terapisyenler tarafından yeniden yönlendirme safhası boyunca ortaya koyulan ana tekniklerden bazıları şunlardır.

            A- Yakınlık: Yakınlık olarak bilinen bu teknik danışma anında meydana gelenlerle ilgilenmeyi kapsar. Bu teknik danışma süresince oluşan şeylerin günlük yaşamda olanların bir örneği olabileceğini görmelerine yardımcı olabilir.

            B- Çelişkisel Niyet: Adler çelişkisel stratejinin bir davranış değiştirme yolu olarak ortaya atmıştır. Bu teknik “ semptomu telkin etme “ ve “ antitelkin “ olarak ta adlandırılır. Bu teknikte danışanlardan  kendilerini zayıflatan düşünceleri ve davranışlara dikkat etmeleri ve abartmaları istenir. Bu teknik görünüşte danışmanın özüne aykırı ve bazen anlamsız teröpatik   müdahaleleri bile kapsamaktadır. Bu tekniğin özü danışanın direncine karşı çıkmaktansa ona katılmaktır. Yine bu teknik empatinin cesaret vermenin ve esprinin özelliklerini içermektedir. Ayrıca sosyal ilginin yükselmesine de yol açar. Adler bu tekniğin uykusuzluk ve gerginliğin tedavisinde kullanmıştır. Depresif bireylerin tedavisinde eğer intihar olasılığı varsa bu tekniğin kullanılmasında dikkatli olunmalıdır. İntihar etme riski bulunan danışanlar için hasta hane tedavisi önerilir.

            Bu teknik bazen işlerini devamlı olarak erteleyen bireyler için kullanılır. Bu tekniğin mantığı danışanların belirli durumlarda nasıl davrandığını ve davranışlarının sonuçlarından nasıl sorumlu olduklarını farkında olmalarını yardımcı olmaktır. Danışanın direnciyle birlikte giderek terapist, davranışı daha az çekici hale getirir.

            Bu tekniğin kullanılmasında bazı ahlaki konular vardır. Bu tekniği kullanana terapistler yeterli olmalıdır. Genellikle bu tür teknikler daha geleneksel tekniklerin bazı durumlarda etkili olamamasından sonra uygulamaya alınır.

            C- “ İmiş Gibi “ hareket etmek : Terapist danışanın olmak istediği şey gibi hareket edebileceği ya da hayal edebileceği rol-oyunun ortamını kurabilir. Danışanlar “ keşke şöyle olabilseydim “ dediklerinde en azından bir hafta hayallerinde o rolü yaşamaları teşvik edilir.

            D- Danışanın çorbasına tükürme : Terapist bazı davranışların amaç ve sonucunu belirledikten sonra, o davranışların danışanın gözünün önünde etkinliğini indirgeyerek oyunu bozar.

            E- Kendini yakalama : Kendini yakalama sürecinde danışan kendisini yıkıma uğratan davranışlarının ya da irrasyonel düşüncelerinin farkına varır. Fakat kendini suçlu çıkarmaya çalışmaz. Başlangıçta danışanlar kendiler,inin çok geç yakalayabilirler. Danışanlar eski davranış kalıplarında dolaştırıldıktan sonra ileride deneyimle olaylar olmadan önce tahmin etmeyi öğrenecekler ve böylelikle davranışlarının değiştireceklerdir.

            F- Düğmeye dokunma : Bu teknik danışanlara hoş olan ve olmayan deneyimlerin ayrı ayrı portresini çıkarmayı ve bu deneyimlere eşlik eden duygulara dikkat etmelerini içerir. Bu tekniğin amacı danışanlara düşüncelerini kullanarak her ne duygusu yaratmak istiyorlarsa yaratabileceklerini öğretmektir. Bu tekniği kullanacak Adleryan terapist danışana düşüncesinin bir sonucu olarak depresyon seçtiğini anlamasına yardımcı olabilir. Terapist hayal etme sürecini kullanabilir.

            G- Avoiding the tar baby : Danışanlar danışmaya günlük yaşamda kullandığı kendini hezimete uğratan bazı davranış kalıplarıyla gelir. Bu tür yanlış algılamalar bir işe yaradığından dolayı danışanlar belirli hatalı varsayımlara sıkıca sarılabilirler.

            H- Görev verme ve yerine getirme : Danışanlar problemlerini çözmek için aşama kaydederken belirli görevler almalı ve bunarı yerine getirmeye çalışmalıdır. Planlar kısa bir zaman dilimi için düzenlenmelidir. Bu yolla danışanlar spesifik görevlerin tamamlanmasında başarılı olabilir ve sonuç olarak güvenle yeni planlar geliştirebilirler. Bu tür görevler gerçekçi ve ulaşılabilir olmalıdır. Eğer planlar iyi işlemezse tartışılabilir ve gelecek seansta yenilenebilir. Eğer danışanlar görevleri yerine getirmede başarılı olurlarsa danışanlar daha kapsamlı amaçları yerine getirmeye uğraşabilirler.

            İ- Seansı sona erdirme ve özetleme : Seanslar için sınırların çizilmesi, gelecekteki araştırma için danışanın istekliliğini söndürmeksizin seansı kapatma ve seansın hatırlanacak kısımlarını özetleme terapistler için önemli becerilerdir. Seans sona ererken yeni bir konuya girmemek gerekir. Bunun yerine terapist danışanı öğrendikleri şeyleri tekrara etmesine yardımcı olabilir. Bu aşamada davranışa yönelik danışanın bir hafta boyunca yürütebileceği ev ödevlerini tartışmanın zamanıdır.

            Yukarıda belirtilen tekniklere ek olarak Adleryan terapistler, danışma süreci boyunca değişik tekniklerden de yararlanırlar. Bu tekniklerin çoğu diğer danışma yönelimlerini benimsemiş terapistler tarafından da kullanılır. Adleryan terapistler uygun olduğu zaman başka metotları kullanmakta pragmatist davranırlar. Öneri, ev ödevi, espri ve sessizlik bu tekniklerden sadece bir kaç tanesidir.

Adleryan Terapi

İnsan Doğasına Bakış:  İnsanlar birincil olarak sosyal dürtüler tarafından güdülenirler. Kadınlar ve erkekler sosyal varlıklar olarak yaşamın içerisinde birbirleriyle ilişki kurarak, kendilerine özgü bir tarz, yegane olmayı hedeflerler. Kişiliğin cinsel değil sosyal belirleyicileri üzerinde durur, ona göre davranış, amaç yönelimlidir. İnsan güdülenmesinin temeli güven kazanma ve aşağılık duygusunun üstesinden gelmektir.

Temel aşağılık duygusu bizi yeterlilik, üstünlük, güç ve mükemmel olmak için güdüler. Danışmada 4 temel amaç vardır. Bu amaçlar aynı zamanda terapi sürecinin 4 dönemidirler :

  1. Danışan – danışman ilişkisinin sağlanması, empati aracılığı ile danışanın kendini kabul edilmiş ve anlaşılır olması,
  2. Danışanların inançlarını, duygularını, güdü ve amaçlarını anlayarak yaşam tarzlarının belirlenmesi,
  3. Yaşam tarzlarına içgörü sağlatılarak hatalı amaçların ve benliğe zarar verici davranışların farkına vardırtma,
  4. Danışanlara amaçlarını ve seçeneklerini geliştirme, fark ettirmek için yardım ve değişmesi gereken konularına yönelik eylem programları düzenlemek.

İlişki ( Danışan – Danışman ) : Adleriyen danışma, danışanına hem güven verir hem de güvenir. Bir üstünün ve bir aşağının olmadığı eşit ilişkiler söz konusudur. Danışma bir işbirliği sürecidir. Danışan ve danışman aynı sürede aktiftirler ve ulaşılacak amaçlar konusunda hemfikir olmalıdırlar. Terapi sürecinde eğer amaçlar net olarak belirlenirse ve terapistle danışan aynı hedeflerde uzlaşırlarsa verimli olabilir. Danışan ne istemektedir? Bu amaçlara nasıl ulaşabilir? Bunlara ulaşmasını neler engelleyebilir? Amacına ulaşmak için sahip olduğu avantajları nasıl kullanabilir? Terapi planı bunları formüle eder. Danışman danışanın eksiklik ve yetersizliklerinden çok gücünü ve avantajlarını fark ettirmelidir. Danışanlar ancak kişisel güçlerini ve değişmek için olan kapasitelerini fark edebilirlerse değişebilir. Adleriyen danışman olumlu boyutlara vurgu yapan, destekleyici kişidir.

Analiz ve Değerlendirme : Danışan, yaşam tarzını farkedebilmek için duyguları, güdüleri, inançları ve amaçları üzerinde dikkatini yoğunlaştırmalıdır. Güdüleri anlamak için duyguları keşfetmek gerekir. Duyguların anlaşılması aynı zamanda empatiyi ve terapi ilişkisinin kalitesini de arttırır.

Adleriyen terapist duyguların ötesindeki inançları keşfetmeye çalışır. Hatalı inançlarla yüzleşme, danışanın kendisini rahat hissetmesini sağlatır. Danışman şu anda varolan yaşam koşullarıyla işe başlar. Danışanın işe karşı sorumluluğu, sosyal ilişkileri, kendilerine ilişkin duyguları üzerinde odaklaşır. Bireyin analiz ve değerlendirilmesinde, aile ilişkilerinin de keşfedilmesi gerekir. Çünkü bunlar kişinin yaşam tarzı oluşturumunu etkilemiştir. Açık uçlu sorular sorularak danışanın benlik algısını, kardeş ilişkilerini, yaşamdaki önem verdiği durumlara yönelik tepkilerini ve anahtar yaşam kararlarını anlamaya çalışmak esastır. Adleiryen danışman yaşamın en erken dönemlerine ilişkin olayları anlattığı kadar şimdiki yaşamına ve kendisini bakış açısını keşfetmeye çalışır. Kişinin aile yapısının ve yaşam öyküsünün keşfedilmesi, onun yaşamındaki temel hataların üstündeki örtüyü kaldırtır. Böylece danışanın şimdiki yaşantısını bu hataların nasıl etkilediği yorumlanır.

İçgörü Sağlamak : Adleriyen terapist destekleyici olduğu kadar da yüzleştiricidir. Hatalı amaçlara, benliğe zarar veren davranışlara iç görü geliştirmek yoluyla danışanı tehdit etmek durumundadır. Danışanın davranışlarını, amaçlarını anlamasına yardım eder. Gizli amaçlar açığa çıkar. Böylece danışanın önüne, kendisiyle ilgili doğrulanması gereken bir varsayım konulmuştur. İçgörü, davranış değişimini sağlatıcı önemli bir güç olmakla birlikte, har zaman davranış değişiminde bu durum gerçekleşmeyebilir. İçgörü değişmek için bir adımdır. Fakat bu benlik anlayışını, yapıcı eylemlere dökme yapılmazsa hiçbir işe yaramaz. İnsanlar içgörü kazanmaksızın da önemli davranış değişiklikleri yapabilirler.

Yorum : İçgörü kazanma sürecini kolaylaştıran bir tekniktir. Yorum burada ve şimdi olan davranışlar üzerinde yapılmalı, kişinin amaçlarından kaynaklanan beklentileri üzerinden yapılmalıdır.

Adleriyen yorum yaşam tarzıyla bağlantılı olarak yapılır. Danışanlar yorumları kabullenmeye zorlanmazlar. Çünkü bunlar deneysel olarak açık uçlu biçimde ortaya konmuş, keşfedilmesi gereken davranışlardır. Yorumla, danışanın problem yaratmada kendi rolünü keşfetmesi ve niçin bu hatalı tarzların hala devam ettirildiğini fark ederek yaşam koşullarında bu davranışlarını değiştirmesi istenir.

Yeniden Yönlendirme : Terapinin son safhasıdır. İçgörünün eyleme dökülmesi anlamına gelir. Adleriyen danışmanın amacı, danışanı daha etkin kılarak yapıcı davranışlar geliştirmesini hedefler. Kişi, yeni ve daha fazla işe yarar seçenekler bulmalıdır. Tutumlarına, inançlarına, amaçlarına ve davranışlarına alternatifler getirmelidir. Risk almaya, yaşamını değiştirmeyi göze aldırmaya, kendi gücünü iç kaynaklarını ve yaşamını yönetebileceğine cesaretlendirmelidir. Danışma esnasında danışan kararlar alır, amaçlarını değiştirir. Olmak istediği kişiymiş gibi hareket etmeye cesaretlendirilir. Böylece kendi kendisine ilişkin zincirleri kırılmaya çalışılır. Tekrarlayıp durduğu eski tarzlar yerine, etkisiz davranışlar yerine ortak olmayı öğrenir. Anlaşma terapinin esasıdır. Eğer kendi kendisiyle yaptığı bu anlaşmayı gerçekleştirebilirse terapi gerçekleşmiş demektir.

Danışmanın Özellikleri : Farklı popülasyonlar üzerinde etkili olabilmektir. Çocuklara, ergenlere, üniversite öğrencilerine yönelik yaygın uygulamalar yapılmıştır. Adleriyen düşünce, grup terapisine elverişlidir. Anne-baba eğitim grupları düzenlenerek aile eğitim merkezleri açılmıştır. Adleriyen kavramları eşlerle ve eş grupları ile yapılan evlilik danışmanlığı içinde uygundur.

Adler, başlarda Sigmund Freud’un izleyicilerindenken, daha sonra fikir ayrılığına düşerek kendini bireysel psikolojiyi geliştirmeye adamıştır. Bununla beraber Aşağılık kompleksi, Üstünlük kompleksi gibi karmaşalar öne sürmüştür. Birçok bakımdan Freud’un kura.ına karşı geliştirdiği kavramlar vardır. ‘Ego’ karşısında ‘benlik’ gibi.

    * Mantık, yaşam istemi, aşk insan sevgisi, işbirliği ve dil: Toplumsal yaşamın gereksinimleridir. Nevrozu açığa çıkarmak için çabalayan nevrotik; toplumsal yaşama karşı yöneltilmiştir.

    * Mantık bile karşı zorlanım egemenliği altında kalır. Psikozda olduğu gibi, bu süreç sonunda mantığın etkisizleşmesine kadar gidebilir.

    * Bir nevrozu ve psikozu tedavi etmek için hastanın tüm yaşam şekillerini değiştirip, hiçbir koşul öne sürmeksizin toplumun içine döndürülmelidir.

Adler, nevroz ve psikozun temel bir özelliği olarak ele aldığı “Mesafe Sorunu”nunda, bireysel psikolojinin pratik öneminden şöyle bahseder: “Bireyin yaşam planı ve yaşam çizgilerinin yaşama karşı, topluma karşı, toplumdan prestij kazanmak için planlarından ve grup bilincinin doğasından saptanabilen kesinlik derecesinde aranmalıdır.”

Adler, bireysel psikolojide daha çok üç unsur üzerinde durur; eski anılar (özellikle çocukluk yılları), ailedeki yeri (kaçıncı çocuk olduğu, tek mi, ikiz mi, kalabalık bir aile mi olduğu), düş yorumları. Bunun yanında insan, toplumdan bağımsız olarak bir insan değildir. Toplumla beraber ele alınarak değerlendirilmelidir. İnsan sürekli üstünlük kurma, aşağılık duruma düşürme gibi davranışların peşindedir.

Kendi öne sürdüğü kurala göre;”ruhsal bir eylemin ya da onun yaşam planının amacı tanınınca, o zaman onu oluşturan parçaların tüm hareketlerinin hem amaç hem de planıyla çakışacağını var sayılmaz.”[1]

Çocuğun gelişim evrelerinde kalıtımsal eksik organlara, organik sistemlere ve iç salgılamak bezelerine sahip olmanın yarattığı durumun; normal bir zayıflık ve çaresizlik duygusu aşırı ölçüde şiddetlenmiş ve derinden hissedilen bir aşağılık duygusuna dönüşmesidir. Zayıflık, hastalıklı olma, sakarlık, beceriksizlik, kekemelik, konuşma bozukluğu, yatağa işeme bozuklukları görülebilir. Bunlardan ötürü ceza gören, aşağılanan ya da dışlanan çok toplum içinde uyumsuz hale gelir.

Yalnız bu kenara itilme duygusu fazla uzun sürmez, aşırlı duyarlılık gelişir, ruh dengesi bozulur. Bu tür çocuklarda üstünlük kurma, sahip olma, ele geçirme, her şeyi bilme arzusu önplandadır. Soylu bir kökten geldiklerine, kahraman olduklarına, benzersizliklerine inanırlar. Hep bu ve bunun gibi çabaların peşindedirler. Ele geçiremedikleri, karşılayamadıkları her arzu için daha da hırslanırlar.

Bunlara göre Adler şunu dile getirir: “Aktif ve pasif niteliklerin bir karışımının her zaman bulunmasına karşın, kızsı bir boyun eğme eğiliminin oğlansı bir meydan okuma türüne dönüşmesi de söz konusudur.”

Adler’e göre erkek; birey olarak doğuştan gelen bir üstünlüğe sahiptir. Buna bir eşitlik ilkesi değil de, toplumun ataerkil bir yapıya sahip oluşundan dolayı inanır. Buna göre bulunduğu çevre, ailesel faktörlerden dolayı kız çocuğun aşağılık duruma düşmesi, erkek olma isteği, cinsel nitelik yönünden yanlış anlayarak tercih değişikliğine neden olur. Bunun sebebini eksiklik duygusu olarak görür.

Erkek tarafından bu eksiklik duygusu yaşandığında, kişi ilerki yaşamında aşırı h..as, alıngan, şiddete dayanan bir yaşam sürer. Geçmiş anılar, ruhsal durumu, kadınsı olmaya başlamasına neden olabilir. Bunun sebebi olaraksa kadınlar tarafından aşağılanmak, çocukluğunda kızsı bir yaşam sürmek ya da olağandışı durumları gösterir.

Adler’in nevrozla ilgili şu formül dikkat çekicidir:

Birey + deneyim + çevre + yaşamın talepleri = Bir nevroz

Çözümlenmesiyle ilgi olarak da şu formülü ortaya atar:

Değerlendirme + Düzenleme (Deneyimler + Karakter + Duygusallık + Semptomlar) = Kişilik ideali

Ve şu şekilde ekler; “tasarlanmış olan tek kesin ve sabit nokta kişilik idealidir. Nevrotik, tanrısallığa daha çok yaklaşmak amacıyla, bireyselliğini, deneyimlerini ve çevresini yan tutucu bir biçimde değerlendirir.”

Adler, 1913 yılında açıkladığı “Bireysel Psikolojinin Uygulanması İçin Yeni Yol Gösterici İlkeler”de, şunlardan bahseder:

    * Her nevrozu bir üstünlük duygusu kazanmak amacıyla kişinin kendisini aşağılık duygusundan kurtarmaya çalışması olarak tanımlayabiliriz.

    * Nevrozun yolu ne toplumsal görev yapma yönüne gider, ne de yaşam sorunlarını çözmeye yöneliktir; o, küçük aile çevresinden kendisine bir çıkış yolu bularak, hastanın soyutlanmasını sağlar.

Nevrozun bilinçdışı önermeleri:

    * Her türlü koşul altında insan ilişkileri bir mücadeleyi temsil eder.

    * Kadının seksi aşağı konumdadır ve tepkisiyle erkek gücünün ölçümü olarak görev yapar.

Zorlanım nevrozu

    Ana madde: Zorlanım nevrozu

Zorlanım nevrozu, besin alınımında sinirsel reddetme, açlık zorlanımı, mastürbasyon gibi geniş sorunlardır.

Kişinin yapmak zorunda olduğu halde yapmamakta direndiği, diğer yandan yapmaması gerekenleri yaptığı nevroz çeşitidir.

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :