- Hoşgeldiniz

KAYITLI ÜYE GİRİŞİ

YENİ ÜYELİK

ÖNE ÇIKAN HABERLER

Aile ve Ergen İlişkileri

Aile ve Ergen İlişkileri sitemize 18 Mart 2021 tarihinde eklenmiş ve 1 kişi tarafından ziyaret edilmiş.

Bir kitapçıdasınız, aile-ergen ilişkileriyle ilgili bölümde yazılan kitaplara bakıyorsunuz,  “Çocuğunuzun ergenliğiyle nasıl ayakta kalabilirsiniz” gibi başlıklara bakınca, aile ve ergenler arasındaki stres ve çatışmaların sıradan, hatta normal olduğunu düşünürsünüz. Bebekler hakkında yazılan tavsiye niteliğindeki kitaplarda ise aksine ergen aileleri için bu kitaplar daha çok problemlere odaklı. Büyük çoğunluğu  popüler olan bilimsel yazılarda ise odak noktası ergen ve ailesi arsasındaki çatışmalar. Ergenler ile aileleri arasında kuşak boşluğu mu var ? Eğer böyle ise ne kadar genişlikte bu boşluk ? Cevap sizi şaşırtabilir.

Klişeleşmiş olan ergenliğin stres ve fırtına  dönemi görüşüne karşın bilimsel çalışmalar, aileler ile ergenler arasında çok ufak bir duygusal mesafe olduğunu gösteriyor. Bazı ergenler ve aileleri arasında ciddi kişiler arası problemler olmasına rağmen ergenlerin büyük bir çoğunluğu  ailelerini  kendilerine yakın  hissediyor, kararlarına saygı duyuyor, ailelerinin onları sevdiğini ve koruduğunu düşünüyor ve kişisel olarak saygıya değer birçok özelliklerinin  olduğunu söylüyorlar  (Stainberg ,2001 ). 15 yaşındaki amerikalı çocuklar en büyük sorunu aileleriyle birlikte vakit geçirebilmek için yeterli zaman bulamadıklarını söylüyorlar, komik olan şu ki, aileler de en büyük sorunu çocuklarıyla fazla zaman geçirememekten yakınıyor (YMCA , 2000 ).

Sistematik olmayan araştırmalara göre ailevi problemler ergenlikte, hayatın diğer dönemlerine nazaran daha fazla değil. Araştırmaların çoğu gösteriyor ki aralarında problem olduğunu ifade eden aile ve ergenler (%25)’in %80’i çocukluk yıllarında da problemli ilişkiler kurmuşlar.

Ergenler ve aileleri çalışkanlık, eğitimsel ve mesleki tutku, kişisel karakterler ve nitelikler konularında ortak inanışlara sahipler, bunların önemli ve arzu edilebilir olduklarını düşünüyorlar. Kişisel zevkler konusunda nesiller arasında farklılıklar var, en açık kanıt, giyim tarzları, müzik tercihleri ve boş zaman aktiviteleri konusunda. Bu farklılıkların açıklaması sürpriz değil: Bu konularda ergenler ailelerinden daha çok arkadaşlarından etkileniyorlar. Sonuçta gençler ve yaşlılar arasında anlaşmazlıklar ve farklılıklar çıkıyor. Örneğin anne ile kızı arasında sokağa çıkma, boş vaktini nasıl harcayacağı, odasını temizleyip temizlenmemesi yada kızın ne tür giysiler giyeceği  konularında tartışmalar yaşanabilmektedir.

            Etnik gruplar da aynı konularda  benzer anlaşmazlıklar yaşamalarına rağmen  ergen ve aileler arasındaki çatışma genellikle azınlık gruplarda, diğerlerine oranla  daha az gerçekleşmektedir.

Judith  Smentana’nın  araştırmasına göre  ergenler ve aileler arasındaki çatışmaya katkıda bulunan ana mesele, ergenlerin ve ailelerin tartışılan konuları çok farklı şekilde tanımlamalarıdır. Örneğin  anne ve kız arasında okula giderken kızın giyeceği giysi konusundaki tartışmada farklı algılamalar olabilir. Böyle bir durumda anne; İnsanlar sadece okula gitmek için giyinmezler, diyebilir. Ergen ise tersine, aynı durumu kişisel tercih olarak tanımlar. Kız  şöyle yanıtlayabilir: Sen okula giderken böyle giyinmeyebilirsin, fakat ben giyinirim.

Smentana’nın araştırmasına göre ergenler ve aileleri spesifik detaylarda çok daha genel tanımlamalardan dolayı daha fazla  çalışmaktadır. (Örneğin giyiniş sorununa karşı kişisel tercih). Normal bilişsel gelişimin bir sonucu olarak ailesinin doğru ve yanlışlarına katılmaya razı olan çocuk, annesi ona ; “Giysiler yere bırakılmaz.” dediğinde annesine karşılık vermez, buna karşın ergen, bu durumun sosyal bir kabul  olduğundan  çok kişisel bir tercih  olduğunu savunur; “Burası benim odam, dolayısıyla sizi ilgilendirmez “ diyebilir. Aileler genç çocuklarıyla çıkan anlaşmazlıklara doğru-yanlış gibi bir perspektiften bakarken ergenler kişisel tercih meselesi olarak bakıyorlar.

ERGENLİKTE AİLE İLİŞKİLERİ

Ergenlik bir çok ailede çatışma evresi gibi yanlış karakterize edilmesine rağmen şunu belirtmek gerekir , ergenlik bir değişim ve aile ilişkilerini yeniden düzenleme dönemi ve günlük etkileşimler, ergenlerin aile aktiviteleri için daha az zaman harcadığı bir dönemdir.

Ergenlikte ailenin karakteristik yapısı ve belirli konularda, mesele sadece ergendeki ihtiyaçların değişimi  ve genci ilgilendiren konular değil, aynı zamanda ailenin de fonksiyon ve ihtiyaçlarının değişmesi söz konusudur. Dolayısıyla ergenlikteki aile ilişkilerini anlayabilmek için sadece gencin tipik gelişimine değil aynı zamanda bu dönemdeki ailenin de tipik özelliklerine bakmalıyız.

ORTA YAŞTA ERGEN AİLELERİ:

Günümüzde, ilk çocuğu ergenliğe giren tipik ailelerde yaş ortalaması 40 civarında. Bazı araştırmalar bu kırklı yaşların bir çok yetişkin için zor bir dönem olduğunu gösteriyor. Aslında bazı teorisyenler bu dönemi orta yaş krizi olarak tanımlıyor.

Bu orta yaş krizinin doğasına bazı detaylarda bakarsak ergenin ve ailenin gelişimsel sorunlarının birbirini tamamlayıcı olduğunu görürüz. Birinci olarak; biyolojik değişimi örnek gösterebiliriz. Ergen hızlı bir bedensel büyüme ve ahlaksal olgunluk, sosyal olarak daha cazip bir döneme girerken, erginin ailesi kendi bedenine ilişkin sorunlar hissetmeye başlama, fiziksel ve cinsel çekiciliği konularında bir değişimin yaşandığı döneme girer.

İkinci olarak zamanı ve geleceği algılayış sorununu ele alalım. Ergen gelecekle ilgili, sistematik düşünce yeteneği sayesinde, gelişim gösterirken aile ileriye yönelik bazı olanakların sınırlandığını düşünmeye başlar. Ergen daha pahalı bir duruma gelirken aile sınırlandırıcı rolündedir.

Son olarak güç, statü ve yetişkinlik konularına rollerine giriş konularını ele alalım. Ergen için bu evre aile hayat döngüsünde bir sınırsız ufuklar zamanı, aileler için gençken yapmış oldukları seçimlerin sonucu olan dönemin gelişi olarak adlandırılabilir.

Çalışmalar aynı zamanda benlik algısın yüksek olan ailelerin ergen çocuklar ile ilişkilerinde, benlik algıları düşük olanlara oranla daha iyi olduğunu gösteriyor. Burada ailenin zihinsel sağlığının ergenlik yıllarına etkisinden söz edebiliriz. Çünkü duygusal yönden stresli, sıkıntılı olan aileler anne baba rollerinde daha az etkili oluyorlar.

            AİLE İLİŞKİLERİNDE VE GEREKSİNİMLERİNDE DEĞİŞİMLER:

Ergen aileliği yıllarında aile üyeleri sadece bireysel olarak değişime uğramaz. Aile bir ünite olarak ekonomik durum, diğer sosyal kurumlarla ilişkiler ve işlevleri konularında da değişime uğrarlar. Ailenin ergenlik yıllarında uğradığı en büyük değişimlerden biri de mali durumdur. Ergenlik yıllarında ailenin ekonomik durumu sıkıntılı olabilir. Çocuk, ergenlik yıllarında çok hızlı büyür ve ergen giysileri pahalıdır. CD, giysi, kozmetik, video, bilgisayar ve ses sistemleri aileleri bütçe sınırlamasına iletebilmektedir. Hatta gencin eğitimi için birçok aile para biriktirmektedir. Bunlar sıkıntı oluşturabilmektedir.

            Aile işlevlerindeki önemli değişimler ergenlik döneminde olur. Çocukluk ve bebeklik yıllarındaki ana baba sorumlulukları çok açık: Besleme, koruma ve toplumsallaştırma. Bütün bu roller ergenlikte de önemli olmasına rağmen ergen beslenmeden çok, desteğe; korumadan daha çok, rehberliğe; ve toplumsallaşmadan daha çok yönlendirmeye ihtiyaç duyar.

 

 

 

 

 

 

AİLE İLİŞKİLERİNDE DÖNÜŞÜM:

Ergenliğin biyolojik, bilişsel ve sosyal dönüşümleri hep birlikte bu evrede aile ilişkilerinde bir dizi dönüşüme neden olur. İlk ergenlikte ergenin biyolojik ve bilişsel olgunluğu bu dönemde aile sisteminin dengesinin bozulmasında rol oynar. Birçok araştırma gösteriyor ki, aile ilişkileri erinlik yıllarında değişir. Ergen ve aile arasındaki çatışma biraz artar ve yakınlık biraz azalır. Aynı zamanda araştırmalar gösteriyor ki, erinlikteki soğukluğun etkisi geçici, buna karşın ileri ergenlik yıllarında ilişkiler daha az çatışmalı ve yakın.

AİLE İLİŞKİLERİ VE ERGEN GELİŞİMİ:

Bazı aileler diğerlerinde daha sıkıdır. Bazı ergenlere çok büyük bir şefkat gösterilirken diğerlerine daha soğuk davranılıyor. Farklı aile ilişki kalıpları ile farklı ergin gelişimleri birbiriyle ne oranda ilişkilidir? Sağlıklı gelişimle ilgili olan yetiştirme tarzıyla farklı tarzlar söz konusu mu?

Farklı yetiştirme tarzları ergenden ergene farklı şekilde etkide bulunur. Ergenin mizacı ailenin davranışının etkisiyle sık sık değişir. Örneğin ailesi düşmanca ve soğuk davranan ergenler antisosyal davranış sergiler. Negatif yetiştirme ve ergenin problem davranışları arasındaki bağ öfke eğilimli ergenler arasında oldukça güçlü bir etkiye sahip. Aile ile ergen ilişkilerini konu alan araştırmalar yalnız aile tutumlarının ergendeki etkisine değil aynı zamanda ailedeki deneyimler ve davranış ve gelişimindeki genetik faktörler ile diğer bağlamların etkileşimine de bakmaları gerekiyor.

AİLE İLİŞKİLERİNDE CİNSİYET FARKLILIKLARI VAR MI?:

İlginç bir şekilde, ergenler anneleriyle babalar ile olandan daha fazla çatışma yaşamaktadırlar; fakat bu yüksek çatışma düzeyi anne-ergen arasındaki yakınlık ilişkilerini tehlikeye atmak şeklinde gözükmüyor. Bir diğer ilginç sonuç, baba kız ilişkilerinde. Bir çok araştırma bu ilişkilerin soğuk (uzak) olduğunu söylüyor. Bununla ilgili farklı yorumlar var fakat, şu çok açık ki, aile içinde bu ilişki yüzeysel, örneğin duygusal konuşma açısından.

AİLEDE ÖZERKLİK VE BAĞLANMA:

Aile ve ergenlerle görüşme yapan birçok araştırmada, araştırmacılar ergen aile arasındaki ergenin sağlıklı gelişimine katkıda bulunan ilişkilerin doğasındaki faktörleri araştırmışlar. Aile içinde kendi fikirlerini açıklamasına izin verilen ergenlerin güven, sevgi gelişimi, benlik saygısı ve yetişkin kabiliyetlerini kazanma adına olumlu sonuçlar doğurduğu bulunmuştur.

ERGEN-KARDEŞ İLİŞKİLERİ:

Genelde, ergenin kardeşi ile olan ilişkileri onun aksi yada arkadaşlarıyla olan ilişkilerinden farklılık gösteriyor. Ergen-kardeş ilişkileri, özellikle küçük kardeş, daha eşit fakat daha uzak ve daha az duygusal. Araştırmalar gösteriyor ki ergen ile kardeş ilişkisinin niteliği çocuk aile ilişkisinin niteliğinden etkilenir. Ergen ile kardeş ilişkisinin niteliği ergen ile akran ilişkisinin niteliğini de etkiler.

DAVRANIŞSAL GENETİK VE ERGEN GELİŞİMİ:

Genetik faktörler, saldırganlık, antisosyal davranış ve suç üzerinde oldukça etkili. Kanıtlar gösteriyor ki; saldırgan davranış diğer davranışlardan daha çok biyolojik kaynaklı. Genetik faktörler aynı zamanda ergenlikteki duygusal bunalımla da bağlantılı, intihar ve depresyon hali gibi.

Ayrıca araştırmalar zekâ ve benlik imajı, ergen yeteneği üzerinde de genetik etkilerin güçlü olduğunu gösteriyor. Ergenin kendi akademik başarısına ilişkin algısı, atılganlık becerisi, fiziksel görünüşü ve genel benlik değeri kısmen kalıtımsal, kısmen de çevresel etkilere bağlı.

DEĞİŞEN TOPLUMDA ERGEN AİLESİ:

Amerikalı aileler ile ergenler arasında meydana gelen en önemli değişimlerin dördü; boşanma oranındaki artış, tek ana-baba bireyinin yaygınlığındaki artış, annelerin çalışma yaşamına katılımındaki artış, ve yoksulluk içinde yaşayan ailelerin oranındaki artış. 1990’lı yıllarda doğanlar çocukluk yada ergenliğini yalnız anne/babasıyla geçirecek. Çağımızın ergenlerinin %80’i ev dışında çalışan annelere sahip ve neredeyse tüm ergenlerin dörtte biri yoksulluk içinde büyüyor; bu yoksulluk özellikle etnik azınlık aileler arasında daha yaygındır.

            EKONOMİK BUNALIM VE YOKSULLUK:

Birçok psikolog dikkatlerini annenin çalışmasının ergen ve gelişimine etkileri konusuna odaklasa da, içinde bulunulan yıllar, ailenin işsizliği ile ergenliğin iyi yaşanması arasındaki ilişkiyle ilgili bir patlama var, başka bir değişle, ailenin ekonomik durumundaki değişimler ergenin ruhsal sağlığını etkilemektedir.

Gelir kaybı aile içindeki dağılmaların artışına neden olabilir; ergen zorluklarındaki artışlar azalmış hakimiyet hissi dahil, duygusal bunalımda artış, akademik zorluklar ve suç.

Kız ve erkekler ailelerinin ekonomik problemlerinden benzer şekilde etkilenmelerine rağmen, yine de cinsiyetler arasında farklı şekillerde yaşanabilir. Kızlar için ekonomik zorluklar daha fazla olgunluk isteğine ve evde yüksek sorumluluğa kaynaklık edebilir. (Anne dışarıda çalışırken yada iş ararken evin günlük işlerini yapma gibi). Erkekler için aksine ailenin mali zorlukları özellikle baba ile çatışma sıklığını artırmaya yol açabilir. Çalışmalar, ekonomik bunalım içindeki ailelerin daha az karmaşık, daha sert, disiplinde daha az tutarlılık olduğunu gösteriyor. Bütün bu durumlar psikolojik ve davranışsal problemlerin oranını artırıyor.

 

 

ANNE BABA TUTUMLARI

Aile, bireyin ve toplumun fonksiyonlarında en temel öğedir. Bireyin yaşamında önemli yer tutan beslenme, bakım, sevgi ihtiyacı, duygusal gelişim, psikolojik gelişim, eğitim, kültürel değerleri kazanma gibi temel ihtiyaçlarını karşıladığı ilk yerdir.

Ergenlik dönemindeki çocuğun davranışına rehberlik edecek değerleri ve sosyal yönden sorumluluklarını öğrenmesi konusunda yardıma gereksinimi vardır. O gereksimini sağlayan ve ergenin yaşamında etkili olan toplumsal kurum ailedir. Ergen isyankar tavır alışının yanında anne ve babasının desteğine gereksimini vardır. Ergenlik dönemi, ergen ile yetişkinin değerlerinin farklılaştığı bir dönem olmakla birlikte, anne-baba ergenin kendisini özdeşleştireceği en önemli modelleri oluştururlar.

Baumrınd, çocuğa gösterilen ilgi ve sevgi ile çocuğun faaliyetlerine uygulanan kontrol yönünden ana-baba tutumlarını otoriter, hoşgörülü ve otoriteye dönük olarak üç gruba ayırmıştır (Baumrınd, 1968).

Kuzgun da ana-baba tutumlarını üç ayrı boyutta ele almış ve incelemiştir. Bunlar: Sevgiden yoksun, tutarsız, kontrolsüz olan “ilgisiz tutum”; Yine sevgiden yoksun, kısıtlayıcı ve cezalandırıcı olan “otoriter tutum” ile sıcak, destekleyici, saygı içeren “demokratik tutum” (Kuzgun 1972).

Jensen ana-baba tutumlarını kısaca şöyle belirtmiştir:

  Sevgi Otorite
1-Demokratik Tutum Yüksek Destek Düşük Güç
2-İlgisiz Tutum Düşük Destek Düşük Güç
3-Otorite Tutum Düşük Destek Yüksek Güç

 

1-Demokratik Ana-Baba Tutumu:

Bireyin kendine güven duyan, bağımsız, duygularında kararlı, girişimci benlik tasarımı olumlu bir insan olabilmesi, kendine yönelik saldırganlık ve nörotik eğilimlerden arınık olması, duygusal bakımdan sağlıklı bir gelişim göstermesi onun gelişim alanındaki davranışlarına aşırı kısıtlamalar koymayan; gereksinimlerine karşı duyarlı, ona karar verme ve ifade özgürlüğü tanıyan onaylayıcı, disiplin uygulamalarında neden-sonuç ilişkilerine yer veren, koşulsuz içten sevgi ve saygı gösterebilen bir aile ortamında gerçekleşebilir. Bu ortam “demokratik” aile ortamı şeklinde ifade edilmektedir.

Demokratik aile ortamlarına çocuğa küçük yaşlardan itibaren belli sınırlar verilmekte, çocuğun yaşına göre bazı kararlar almaya teşvik edilmekte ve çocuğun görüşlerine değer verilmektedir. Demokratik tutumu benimseyen anne- babalar çocuğun bağımsızlık geliştirmesine yardımcı olmaktadır. Anne ve baba çocukla sözlü iletişime önem vermekte ve onunla isteklerinin arkasında yatan nedeni tartışmaktadır. Bir yetişkin olarak ana-baba kendi haklarını bilmekte fakat çocuğun kişisel isteklerine ve davranışlarına da saygı duymaktadır. Böylece kendini ifade etmeye özendirilen çocuk; dışa dönük, etkin, yaratıcı ve liderlik özelliklerine sahip bir birey olmakta olaylara olumlu bakış açısı nedeniyle, etkili kişiler arası ilişkiler kurabilmektedir (Baumrind 1968).

2-İlgisiz Anne-Baba Tutumu:

İlgisiz aile ortamında ana-baba, çocuğun gereksinimlerinden habersizdir. Çocukla kurulan iletişim ve ilişki yetersizdir. Bu tür ailelerde gevşek bir disiplin anlayışı vardır. Sınırların iyi ayarlanmaması ve gevşek disiplin anlayışı çocuğun gerekli rehberlikten yoksun kalmasına neden olmaktadır. İlgisiz ana-baba tutumu ergeni benlik kontrolü kazanmasında ve yaşamı gerçekçi biçimde değerlendirmesinde bocalamaya düşürmektedir (Kuzgun 1972).

3-Otoriter Ana-Baba Tutumu:

Otoriter tutumda istenen davranışlar, daha çok gelenek ve üst otoriterlerce tespit edilmiş kurallara ve normlara uygun davranışlardır. Ana-baba kendisini toplumsal otoritenin bir temsilcisi olarak görmekte ve mutlak itaat beklemektedir. Otorite kişiliğin temel niteliği olan katılık ve dogmatik düşünce tarzına yatkın olduğundan, otoriter aile ortamı, çocuğun kendisine güven duygusu gelişmesini engelleyici bir ortam olmaktadır.

Otoriter aile ortamında, çocuğun davranışlarının sıkıcı bir biçimde denetlenmesi, mutlak boyun eğmenin erdem sayılması ve cezalandırıldığında bunun altında yatan mantığın çocukla tartışılmaması, çocuğun dış otoriteye bağımlılık geliştirmesine, içe kapanık, çekingen ve kişiler arası ilişkileri zayıf bir birey yetişmesine neden olmaktadır. Otoriter ana-baba tutumlarının çocukların kişilik gelişimleri üzerindeki etkilerini inceleyen bazı araştırma bulguları, anne babanın son sözü söylediği, sevgisini belirtmediği ve şefkatli davranmadığı otoriter ev ortamının çocukta güvensiz, tartışmaya ve başkalarını suçlamaya eğimli, bencil, duygularında kararsız, övgü ve yergiye karşı hassas, ürkek bir kişilik gelişimine neden olduğunu vurgulamaktadır.

            Ana-baba tutumlarının çocuğun kişilik gelişimi ve uyumu üzerindeki etkileri gençlik çağının başında ayrı bir önem kazanmaktadır. Çünkü gençlik çağının başlangıcı, bir başka değişle ergenlik çağı, ruhsal bakımdan duyguların egemen olduğu çelişkili düşünce ve davranışların bulunduğu bir geçiş dönemidir. Bu çağda genç, yavaş yavaş ana-baba ve aile çevresinden kopmaya başlar. Bu dönemde gencin kendine özgü bir dünya görüşü ortaya çıkmaktadır. Ana-babaya, okula, düzene karşı çıkmakta; yaşıtlarına bağlanma eğilimi ve karşı cinse ilgisi artmaktadır. Bu çağın en önemli sorunu ergen toplumsallaşması, içinde yaşadığı toplumun bir üyesi olarak o toplumda yer ve rol almak için çaba harcamasıdır.

         Bu nedenle; ergenlik çağı, ergenin kendine uygun sosyal rol ve doyurucu ilişkiler aradığı, kişisel uyumun sosyal ilişkilerde başarı ve istenen sosyal rolü oynayabilme yeteneği ile yakın ilişkili olduğu bir dönemdir. ”Demokratik” aile ortamından gelen çocuklar, başarılı bir sosyal uyum gerçekleştirme konusunda, “otoriter” aile ortamından gelen çocuklara göre daha çok avantaja sahiptirler; çünkü ilk sosyal uyumlarını gerçekleştirirken kendilerine deneyim olanağı tanınan, özgür aile ortamından yeterince sevgi güven içinde büyüyen çocukların ergenlik döneminde başarılı olmaları için gerekli ortam sağlanmaktadır.

 

            AİLENİN ERGENİN KİŞİLİK GELİŞİMİ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Aile, içinde insan türünün belli bir biçimde üretildiği, topluma hazırlanma sürecinin belli bir ölçüde ilk ve etkili bir biçimde cereyan ettiği, cinsel ilişkilerin belli biçimde düzenlendiği, eşler ve anne-babalarla arasında belli bir ölçüde içten, sıcak, güven verici ilişkilerin kurulduğu, yine içinde bulunulan toplumsal düzene göre ekonomik etkinliklerin az ya da çok bir ölçüde yer aldığı toplumsal kurumdur (Ozankaya, 1991).

Aile yaşamının, olgunlaşmakta olan ergenin kişilik yapısının biçimlenmesinde büyük etkisi vardır. Ergenlik döneminde anne baba kontrolüne karşı gelişen tepkiye koşut olarak, otorite desteğine olan gereksinim, duygusal gerginliğe neden olur. Ergen isyankar tavır alışının yanında anne ve babasının desteğine gereksinim duyar. Bu çift kutupluluk, ergenin iç çatışmasını artıran bir nedendir. Ergene karşı yetişkinin baskı ve yasaklara dayanan baskı ve disiplin anlayışı, olumlu ve yapıcı olması gereken bu evreyi çatışmalarla dolu olumsuz bir döneme dönüştürebilir. Aile içinde yetişkinlerin tutumları, ergenin haklarıyla sorumlulukları arasındaki dengeyi kurabilecek türden olmalıdır.

Ergenin davranışlarına rehberlik edecek değerleri kazanması ve sosyal sorumluluklarını öğrenmesi konusunda yardıma ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacı karşılayan ve ergenin yaşamında etkili olan toplumsal kurum ailedir.

Ergenlik, ergen ile yetişkin değerlerinin farklılaştığı bir dönem olmakla birlikte, anne baba ergenin kendini özleştireceği en önemli modelleri oluştururlar. Anne babası duygusal sorunlara sahip olan ve evlilik ilişkilerinde başarılı olamayan, aile içinde sürekli kavga ve çekişmeye tanık olan, yani kötü ev koşullarında yaşayan ergenler bir karmaşaya, iç çatışmaya, suçlu davranışlara yönelebilir. Aşırı koruma, bir çocuğu diğerinden ayırarak sevme, çocukların uyum bozukluklarını görememe, ergenler arasında uyum zorluğuna neden olan bazı yanlış anne baba davranışlarıdır.

Dengeli, duygusal ve toplumsal etkileşimin güçlü olduğu aile ortamında, yeterli güven, sevgi ve sevecenlik içinde büyüyen çocuklar gelişimleri için gerekli deneyimleri elde edebilirler. Bu tür aile ortamında, aile üyelerinin kendilerine düşen sorumlulukların bilincinde olması ve çocuğa bağımsızlık yolunda yeterli olanakların hazırlanması, onun sağlam bir kişilik yapısına sahip olmasını sağlar.

Ailenin işlevlerini yerine getirememesinin temel nedenlerinden biri aile üyelerinin benlik saygısının düşük olması, kendilerine karşı pek saygılarının olmamasıdır. Benlik saygısının azlığı, iletişimin olumsuz olmasına neden olur. Benlik saygısının yüksek olması için, çocuğun içinde bulunduğu aile, özgüvenli, aralarında ve çocukla iyi iletişim kuran, çocuklarına karşı güven verici, hoşgörülü ve esnek bir yaklaşım içinde olan bireylerden oluşmalıdır.

Aile üyelerinin çocuktaki iç denetim mekanizmasını geliştirmemeleri, aşırı baskılara otoriter yaklaşım içinde olmaları, benlik saygısını azaltan, hatta yok eden olumsuz yakın çevre faktörleridir. Çünkü benlik saygısı, çocuğun fikirlerine değer verilen, sözleri dinlenen, anababasından destek gören, başka bir deyişle, insan olarak kendisine değer verilen bir ortamda ancak gelişir. Çocuğu olduğu gibi kabul eden, onu destekleyip yüreklendiren, aile üyeleri, çocuğun benlik değerinin tohumlarını eker.

BİREYSELLEŞMEYE KARŞI BAĞLILIK İHTİYACI:

Grotevant ve Cooper’a (1985) göre ergenlik, anababa-çocuk arasında otoriterin asimetrik bir şekilde dağıldığı ilişki biçiminden, iki tarafında  eşit olduğu bir ilişki biçimine geçişin derece derece yer aldığı, yeniden anlaşmalara varma dönemidir. Yazarlara göre ergen, gelişimsel  sürecin bir gerekliliği olarak ailesiyle ilişkilerinde özerklik ve karşılıklı bağımlılık arasında bir denge kurarak bireyselleşme ihtiyacı içindedir. Yapısal-gelişimsel aile bakış açısında, ergenlik döneminin ve aile ilişkilerinin anlaşılmasında bireyselleşme kadar bağlılığın da önemli olduğu  vurgulanmaktadır.

 

AİLE VE ERGEN İLİŞKİLERİ İLE İLGİLİ ÇALIŞMALAR

Ergenlikte aile ilişkileri; ergenin fiziksel ve bilişsel gelişimi, sosyal

çevresi, ana-baba değer ve beklentileri ile çocuğun gelişme ve davranışlarının bu beklentilere uyup uymaması gibi bir çok faktörden etkilenmektedir (Hortaçsu,1997).

            Nollar ve Gailen (1986), ergenin benliğinin ve özerkliğinin gelişmesi için, çevreden, aileden duygusal açıdan kopması gerekmediğini belirtmişlerdir. Hatta ergenin ailesine duygusal bağlılığını sürdürmesinin, gencin benliğinin gelişmesine ve kendisi ile ilgili olumlu duygular kazanmasına yardımcı olduğu vurgulamışlardır. Ergenlerin, ailenin birlik ve desteğinin sürmesini istedikleri ancak aile içinde ki güç dengesinin ve aile bireylerinin rol tanımlamalarının değişmesini istedikleri görülmüştür (Hortaçsu, 1997).

Belirtildiği gibi ergenlerin büyümesi ve gelişmesi bazı aileler için ciddi bir sorun kaynağı olabilir. Ergen ailenin sınırlarını zorlayabilir ve aile kurallarının dışına çıkmayı isteyebilir. Ebeveyn ergen çatışmasında ergenin bağımsızlığı anahtar temadır. Ergenin artan bağımsızlık isteğinin bir yansıması olarak sokağa çıkma, yaptığı ya da yapmak istediği iş gibi konularda sürekli bir anlaşmazlık olabilir. Çatışma ergenin karar verme sürecinde özerklik elde etmek istediğinde daha çok artabilir. Bunların yanısıra ergen kendisini antisosyal davranışlar konusunda cesaretlendiren bir arkadaş grubu içerisinde yer alabilir. Ergenin bu süreci ve gelişimsel görevlerini başarılı bir biçimde geçirebilmesi veya zor ya da kolay geçirmesi içinde yaşadığı aile ortamına ve kültüre bağlıdır (Robin ve Foster, 1989).

Çocuk ve ergenlerin ana-baba arasındaki çatışma içerisinde yer alması onların daha sonraki uyumu açısından önem taşımaktadır. Çocukların alt sistemler arasındaki sınırları geçerek kuşaklar arası koalisyonlar oluşturması, psikolojik durumlarını olumsuz yönde etkilemektedir. Araştırmalarda, çatışmalı evliliklerin kuşaklar arası koalisyonla ve karı-koca arasındaki birlikteliğin zayıflamasıyla ilişkili olduğu belirtmiştir (Davis ve ark., 1998).

Çocukların ana-babalarla çatışmaları ile başetme süreçlerinde bazı örüntüler gözlenmektedir. Erkek çocuklar daha çok dışa yönelmiş sorunlu davranışlar gösterirken, kız çocuklar daha çok içe yönelmiş sorunlu davranışlar göstermektedirler.

Davis ve ark. (1998), evlilikteki çatışmanın çocuk ve ergenlerin uyumuna etkisini araştırmışlardır. Yapılan çalışmada çocuklardaki saldırgan ve depresif davranışların ana-baba arasındaki çatışmalarla doğrudan bir ilişkisi olduğu vurgulanmıştır. Bu çocuklarda özellikle dışa yönelimli sorunlu davranışlara daha sık rastlanmaktadır. Çatışmanın ve şiddetin yoğun olduğu ailelerde alt sistemler arasındaki sınır belirsizdir. Bu belirsizlik çocuklarda bazı ruhsal problemlere sebep olmaktadır ve çocukların uyumunu etkilemektedir.

 Genel olarak araştırmanın sonucunda çatışmanın yüksek olduğu ailelerin ergenlerinde daha çok saldırgan belirtiler, ondan sonra da depresif belirtiler ortaya çıkmaktadır (Davis ve ark. 1998).

Whitbeck, Hoyt, Ackley (1997), evden kaçan 120 ergen ve ailesi;, le bir çalışma yapmışlardır. Araştırma sonucunda evden kaçan ergenlerin ailelerinde daha çok evlilik çatışması, daha yetersiz ana- baba iletişimi, daha çok istismar ve ihmal olduğu belirlenmiştir. Yapılan bu çalışmada hem ebeveynler hem de ergenler aileleriyle ilişkili olarak benzer şeylere değinmişlerdir. Her iki tarafta aile içi ilişkilerde daha az sıcaklığın, daha az destekleyici davranışların olduğunu ve aile üyelerinin birbirlerini daha fazla reddettiklerini belirtmişlerdir. Ayrıca aile içi fiziksel ve sözel şiddetin çok fazla olduğu belirtilmiştir. Bu ergenlerde ciddi davranış bozukluklarına rastlanmıştır.

Sistem yaklaşımına göre; ergenlerin sosyal ortamlardaki problemli davranışlarının en önemli sebeplerinden biri ana-baba arasındaki çatışma veya anlaşmazlıktır. Bunu baz alarak Henggeler ve ark.(1987)’nın suç işleyen erkek ergenler üzerine yaptıkları gözlemsel araştırmada, bu ergenlerin iyi uyumlu ergenlere oranla ana-babaları arasında açık çatışmanın daha yoğun olduğu belirtilmiştir. Diğer bir önemli sonuç da suç işleyen ergenlerin babalarının eşleri üzerinde çok yoğun bir baskısı olduğudur.

Henggeler ve arkadaşlarının çalışmasını temel alarak Whittaker ve Bry (1991) ergen problemi için kliniğe başvuran ve başvurmayan ailelerde bir gözlemsel araştırma yapmışlardır. Araştırma yaptıkları gruptaki ailelerden 10 dakika içinde bir problem çözmelerini istemişlerdir. Problem çözme esnasındaki açık ve örtük çatışma, çekilme, baskın olma gibi etkileşim biçimlerini videoya kaydederek daha sonra değerlendirmişlerdir. Çalışma sonucunda problemli ergene sahip ana-babaların problem çözme esnasında çok daha yoğun bir çatışma yaşadıkları bulunmuştur. Bu aileler problemi çözerken daha çok sessiz kalmışlar, anneler babalara oranla çok daha az konuşmuşlardır (Whittaker ve Bry, 1991).

Chartier ve Chartier (1975) ve Cooper’a (1982) göre, aile sistemi içerisindeki destekleyici iletişim, ergenler üzerinde daha olumlu bir kimlik oluşumu, sorunlarla baş edebilme gücü ve gerekli sosyal becerileri geliştirme açısından önemlidir. Fakat ergenin ailede daha fazla iletişim kurduğu kişi ergenin yaşına, cinsiyetine ve ana-babanın cinsiyetine göre değişmektedir. Genellikle, annelerin babalara göre ergenin günlük problemleriyle daha çok ilgilendikleri, onları daha anlayışla karşıladıkları ve onlara daha açık davrandıkları görülmektedir. Babalar genellikle daha şüpheci, daha otoriterdirler ve duygularını çocuklarına daha az açmaktadırlar. Bununla birlikte ergenler anneleriyle daha yoğun çatışma yaşamaktadırlar. Bunun nedeni olasılıkla önemli konularla ilgili olarak daha çok anneyle iletişim kurulmasıdır (Noller ve Çatlan, 1990).

Scott ve ark.(1991)’na göre, ana-baba disiplin biçiminde katı, sert, cezalandırıcı ve reddedici eleştirel tutumlar patolojik ailelerde olduğu kadar normal ailelerde de zaman zaman olabilmektedir. Ancak özellikle ergeni değersiz kılan aşağılayıcı, suçlayıcı tutumlar ergenin öz saygısını ve kendine güvenini zedeleyici olup psikolojik sağlığı olumsuz yönde etkilemektedir. Ergende düşmanca, saldırganca ve suçluluğu arttırıcı davranışlara yol açmaktadır. Ana-baba ile çatışma, evlilik çatışması gibi olumsuz aile ortamında, olumsuz psikolojik belirtilerin yanı sıra ana-baba ile ilişkilerin uzak ve soğuk, oluşu suçluluk davranışını ve suç işleme eğilimini arttırmaktadır. Ana-baba ile olumlu bağıntının kurulmuş olması, aile içi ilişkilerde kaygı ve çatışmanın düşük oluşu olumsuz  psikolojik belirtilerin de düşük olması demektir.

Karadayı (1994)’nın Scott ve ark. çalışmasından hareketle 166 üniversite öğrencisiyle yaptığı bir çalışmada ana-baba tutumunun kişilik özellikleri üzerine etkisini incelemiştir. Araştırma sonucunda genel olarak gençler babalarıyla ilişkilerini daha olumsuz ve doyumsuz, babalarını daha disiplinli ve daha ilgisiz olarak tanımlamışlardır. Gencin en yakın hissettiği kişi birinci sırada anne, ikinci sırada kardeşler, üçüncü sıradaysa babadır. Baba tutumunda olumludan olumsuza doğru değişimler gençteki kişilik özelliklerini de olumludan olumsuza doğru etkilemektedir. Ayrıca ilişkiler olumlu yöndeyse ana-babaya bağımlılık artmaktadır.

Görüldüğü üzere pek çok araştırma sonucunda, ergen ve aile ilişkisinin niteliğinin ve ergenin aile içi ilişkileri değerlendiriş biçiminin, ergenin gelişimsel görevlerini tamamlamada etkili olduğu vurgulanmaktadır. Ergenin aile içi şiddetten ciddi bir biçimde etkilendiği ve şiddetten kaynaklı olarak anksiyete, depresyon , saldırganlık, suça yönelme, evden kaçma gibi çeşitli psikolojik sorunlar geliştirdiği görülmektedir. Aile içi ilişkilerde, iletişim- problem çözme becerilerindeki yetersizlik ve ailedeki sorunlu ittifak biçimlen sorunlu aile özelliklerini belirleyen kavramlar olarak belirmektedir.

Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz
İlgili Terimler :